Ya aklını kullanacaksın ya dinini, hem akıllı hem dindar olunmaz. Ahmet Dursun
Use either your rational mind, or your faith; because faith and common sense contradict each other.
6 Mayıs 2015 Çarşamba
Karınızı peşkeş çekme yasallaşsın mı istiyorlar? Hüllene sahip çık ne demek?
Video paylaşanlar tahminen ironi söylemiyle paylaşmış
olmalı.
Aksi halde boşandığınız eşinizle tekrar beraber olmanız için
neden bir aracı tutamınızı önersinler?
Ermeni kökenli, vergi rekortmenimiz ışıklar içinde olsun Matild
Manukyan bile bunar kadar açık çağrı yapamamıştı.
Ama işin içine Yeni Osmanlıcılık (yeni Türkiye, yeni CHP
gibi) kavramları dâhil ederseniz her şey neredeyse Allah’ın emrine dönüşür.
Tarihte ve günümüzde hülle diye meşhur olan, fakat meşru olmayan, İslam’a aykırı olduğu halde ona yamanan bir uygulama vardır.
Buna göre, çoğu kez geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde boşama gerçekleşmediği halde önce karının -bir başka kocaya varmadıkça-
eski kocası ile yeniden evlenemeyeceğine fetva verilmekte, sonra bunu
sağlamak için bir geçici koca (hülleci) bulunmakta, bununla bir evlenme
akdi yapılarak kadınla cinsel temas yapması sağlanmakta, sonra -bazan zor kullanarak- hüllecinin kadın boşaması temin edilmekte, zorunlu süre beklendikten sonra -hatta cehalet yüzünden bazan süre de beklenmeden- eski kocaya nikâhlanmaktadır.
Bu uygulamanın İslam’a aykırı, iğrenç ve çirkin taraflarını sıralayalım: Tamamı...
Misyâr nikâhı ile ilgili tartışmalarda bir hususun belirlenmesi gerekir.
O da şudur: Bu
nikâha olumsuz bakan araştırmacıların bir kısmının ona yükledikleri
anlam ve işlev farklıdır. Özellikle bazı araştırmacıların bu nikâhı mut’a ve hülle nikâhlarıyla temellendirip sırf şehevi arzunun tatmini ile ilişkilendirmeleri tutarlı değildir.
Misyâr
nikâhına bakıldığında kuruluşu sırasında tarafların rızası, velinin
izni (ki misyâr nikâhta veliye merkezi bir rol biçen mezhep görüşünün
uygulandığı ülkelerde ortaya çıkmıştır), Şahitler, mehir; evliliğin
işleyişi sırasında talak vb. hükümler; sonlanmasında Miras, iddet gibi
sonuçlara saygı aynen kabullenilmektedir.
Dinleyin, Allah size cennetinde ne verecek.
Hepsinden önemlisi
gerçek bir evlilik niyeti mevcuttur. Burada sadece kadının bazı kişisel
ve mali haklarından feragati söz konusudur. Hatta Suûdî Arabistan Şer’î
Mahkeme kadılarından bazıları çoğu kere akit belgesinde bu şartların yer
almadığını, tarafların bunları aralarında konuştuklarını ifade
etmektedir.
Bu yönüyle misyâr nikâhı, cinsel hazzın hedeflendiği mut’a nikâhından, üç talakla boşanmış kadını boşayan kocaya helal kılma amacıyla akdedilen ve formaliteden ibaret bulunan hülle nikâhından ayrılmaktadır. Mut'a nikâhı ile ilgili çok açık bir yasak vardır ve Ca’ferîler dışında bu nikâha cevaz veren yoktur.
Hülle nikâhı konusunda ise Hz. Peygamber’in laneti vardır.
Buna göre misyârın hülle ve mut'a ile ilişkilendirilmesi tutarlı değildir.
- ŞEYTANIN İNSANI ALDATMA YÖNTEMLERİ. pdf - Kur’an’da “Sadâkat”.pdf - Kur’an da İnsan, şeytan ilişkisi. pdf - Kur'an'da İş Ahlakı. pdf - Kur’an’ın iyi, kötü, güzel, çirkin nitelemesi. pdf - Cennet, Şeytan, Havva, Âdem, Yasak Ağaç, Tanah, Kur’an, Hadis, Tefsir, Yahudilik, İslam. pdf - İlk Dönem İslam Tarihi. pdf - Latîfî’nin Türk ve İslam Büyüklerini Anekdotlar Vasıtasıyla Değersizleştirme Gayreti. Pdf TOGEÇ
Belki
Siz'de okumuşsunuzdur. Perşembe günü iki gazetede okudum. "Vahhabi
imamdan şok fetva" başlığı altında: "Suudi Arabistan'da tartışmalı
açıklamalarıyla tanınan Kral Fahd Deniz Akademisi Camii imamı Şeyh
Muhammed El Ârifî, bu kez Suriyeli kadınlara fetvası ile gündeme geldi.
Esad güçlerine karşı savaşan Suriyeli muhaliflerin iki yıldır kadınlarla
ilişkiye giremediğini iddia eden Şeyh El Arifi, Suriyeli kadınlara
-mücahitlerle bir geceliğine de olsa 'muta nikâhı' kıymalarını- tavsiye
etti. Muta nikâhı kıyacak Suriyeli kadınlar için birtakım şartlar da öne
sürdü. Buna göre gelinlerin yaşı 14'ten küçük olmamalı ve mümkünse
gelinler dul veya boşanmış kadınlardan seçilmeli." demiş. Haber aynen
böyle.
Birkaç yıl önceki bir cevabınızdan hatırlıyorum (inşaallah
yanlış değildir). Siz, muta nikâhına sıcak bakmıyordunuz. Şimdi haber
üzerine muta nikâhı hakkında kapsamlı bir bilgi verirseniz bizleri bu
konuda da aydınlatmış olacaksınız. Selam ve saygılarımla...
Cevap:
İmamın fetvası, bazı İslâm ulemasının görüşüne ve Hz. Peygamber'in
zaman zaman uygulamalarına uygundur. Bu konuda ayrıntı bilgi
istiyorsanız, "Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsiri" adlı eserimde müt’a konusu
ayrıntı ile açıklanmıştır. Özeti şudur:
Müt'a nikâhı:
"Kadınlardan
yararlanmanıza karşılık ücretlerini, onların bir hakkı olarak verin.
Hak kesildikten sonra birbirinizle karşılıklı anlaşarak kesilen miktarı
azaltıp çoğaltmanızda üzerinize bir günah yoktur. Şüphesiz Allah, her
yaptığınızı bilen, her şeyi yerli yerince yapandır." (Nisa: 24)
Nisâ
24. âyetin bu bölümünde geçen istimtâ' (yararlanma) karşılığında kadına
verilecek ücretin, nikâh karşılığı verilen mehr mi, yoksa kadından
belli bir süre yararlanma (müt‘a denilen geçici evlenme) karşılığı
verilecek ücret mi olduğu üzerinde görüş ayrılığı vardır.
Ehl-i
sünnet müctehid ve müfessirlerinin bir kısmına göre buradaki ücret,
nikâhta kadınlara verilmesi gereken mehrdir. Mehr, nikâh ile kadından
yararlanmanın karşılığıdır. Bunun belli bir miktarı vardır. Fakat
kadınla erkek, aralarında anlaşarak, âyette ücret olarak anılan mehri
diledikleri biçimde ayarlayabilir, azaltıp çoğaltabilirler. İstimtâ‘ ise
nikâhtan ve mehri ödedikten sonra erkeklere helâl olan birleşmeden
kinâyedir.
Bazı bilginlere göre de – ki özellikle şî‘a âlimleri
bu görüştedirler– bu cümle, müt‘a nikâhına delâlet etmektedir. Müt‘a
nikâhı, bir erkeğin, belli bir süre için bir kadınla evlenmesidir. Süre
bitince nikâh bozulur. Kadın, erkek aralarında anlaşırlarsa yeni bir
ücretle süreyi uzatabilirler. İslâmdan önce Araplar arasında bu tip
evlenmeler vardı. Bu âyet, bu tür evlenmelere cevaz vermiştir. Ehl-i
Sünnet âlimlerine göre de İslâmda da daha önce bu tür evlenmeye cevaz
verildiği, sonra zaruret ortadan kalkınca Allah Elçisi’nin, bunu
yasakladığı görüşündedirler.
Âyetteki bu cümlenin, müt‘a nikâhını
kastettiği hakkında bazı sahâbîlere, özellikle Abdullah ibn Abbâs'a,
İbn Mes‘ûd'a ve Übeyy ibn Ka‘b'a dayanan rivayetler vardır. Nisa Suresi,
24. Âyetteki Bu üç sahâbînin ve Sa‘îd ibn Cübeyr gibi bazı tâbi‘îlerin,
âyeti "İlâ ecelin musemmâ:Belli bir süreye kadar" ilâvesiyle: "Onlardan
belli bir süreye kadar yararlanmanıza karşılık onlara, hakları olan
ücretlerini veriniz" şeklinde okudukları rivayet edilir. Mücâhid’e göre
bu âyet, müt‘a nikâhı hakkında inmiştir.
"Ücretlerini veriniz"
cümlesindeki ücretle, nikâhın bir gereği olan mehir kastedilmiş
olabileceği gibi, geçici olarak yararlanmanın yani müt'a nikâhının
gereği olan ücret de kastedilmiş olabilir. Ancak Kur'ân-ı Kerîm'de
nikâhtan söz eden âyetlerde ücret kelimesi mehr anlamında
kullanılmaktadır. Burada da bu anlamda olması daha kuvvetlidir. Fakat
müt'ayı kabul edenler bu âyetteki ücreti müt'a ücreti olarak tefsir
ederler.
Hz. Peygamber’in, müt’ayı (geçici evlenmeyi) özellikle
erkeklerin, savaş gibi uzun süre eşlerinden ayrı kaldıkları zorunlu
hallerde serbest bıraktığı, fakat Mekke’nin fethini müteakip yasakladığı
hakkında hadisler bulunduğu gibi bu nikâhı, Hz. Peygamber’in değil, Hz.
Ömer’in yasakladığı hakkında da rivayetler vardır.
Müt'a nikâhı hakkındaki hadîsler:
Hadîs
mecmualarında müt'a nikâhının önce mübah olup sonra neshedildiğine dair
hadîsler çoktur. Önce bu nikâhın mübah olduğuna dair hadîsleri görelim:
1)
Ashabdan Abdullah şöyle diyor: "Biz Allah'ın Resulü (s.a.v.) ile
birlikte savaşa giderdik. Yanımızda karılarımız yoktu. 'Burulmayalım
mı?' dedik. Önce bizi bundan men etti. Sonra bir elbise karşılığında
belli bir süre için kadın nikâh etmemize müsaade buyurdu. (Bu sözü
anlatan) Abdullah, daha sonra: "Ey inananlar, Allah'ın size helâl
kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram etmeyin, sınırı aşmayın. Çünkü
Allah, sınırı aşanları sevmez.” (Mâide: 87) âyetini okudu.'' (Tefsîru
Mucâhid, s. 152: Kurtubî, el-Câmi’: 5/130) Müslim'in, Nikâh kitâbının
üçüncü bâbındaki hadîs de aynı anlamdadır. Ancak orada: "Biz Resulullah
ile birlikte savaşırdık" cümlesi yoktur. Bunun yerine: "Biz gençtik..."
kaydı vardır.
2) Câbir ibn Abdullah ve Seleme ibn el-Ekva' şöyle
diyorlar: "Bizler orduda idik. Resulûllah (s.a.v.)in çağırıcısı şöyle
bağırdı: Allah'ın Resulü (s.a.v.) kadınlarla müt'a yapmanıza izin verdi.
Müt'a yapınız."( Müslim, Nikâh: bab: 3, hadis: 18) Müslim'de bu anlamda
bir hadîs daha var.
3) Atâ şöyle diyor: "(Ashabdan) Câbir ibn
Abdullah, umre için (Mekke'ye) gelmişti. Evine (ziyarete) geldik. Orada
bulunanlar kendisine birçok şey sordular. Sonra müt'adan söz ettiler.
Câbir: 'Evet biz, Allah'ın Resulü (s.a.v.)in, Ebubekir ve Ömer'in
devrinde müt'a yaptık, dedi."( Buhârî, Nikâh: Nikâhu'l-mut’a; Müslim,
Nikâh: b. 3, h. 13) Müslim'in, Nikâhu'l-müt'a bâbındaki 15’nci hadîste
de Câbir şöyle diyor: "Biz Allah'ın Resulü (s.a.v.)in ve Ebubekir'in
devrinde bir avuç hurma ve un vererek birkaç gün müt'a yapardık. Nihayet
Ömer, 'Amr ibn Hureys hakkında müt'ayı yasakladı."
5) Seleme
İbnu'l-Ekva', Allah'ın Resulü (s.a.v.)in şöyle buyurduğunu anlatıyor:
"Hangi erkek ve kadın, aralarında anlaşırlarsa üç gece beraber kalırlar.
Bundan sonra süreyi artırmak isterlerse artırırlar, ayrılmak isterlerse
ayrılırlar.” Seleme İbnu'l-Ekva', bu hadîsi anlattıktan sonra şöyle
devam ediyor: "Artık bilmiyorum bu, yalnız bizim için özel bir izin mi
idi, yoksa bütün insanlara verilen bir ruhsat mı idi?" (İbn Mâce, Nikâh:
Nikâhu'l-muharrem)
Müt'anın, önceleri mübah iken sonra menedildiğini bildiren hadîsler de vardır:
Bu
konudaki hadîsler de genellikle Sebre el-Cuhenî tarafından rivayet
edilmiştir. Mekke'nin fethinde Allah'ın Resulü (s.a.v.) ile beraber
bulunan Sebre şöyle diyor: "Orada onbeş gün kaldık. Resulullah (s.a.v.),
kadınlarla müt'a yapmamıza izin verdi. Ben, yakınlarımdan biri ile
(başka rivayetlere göre amcam oğlu ile) birlikte çıktık. Ben ondan
(gençtim), güzeldim. O biraz çirkindi. İkimizin de birer hırkası vardı.
Ama benim hırkam eski, amcam oğlununki taptaze idi. Mekke'nin aşağısına,
ya da yukarısına vardığımızda servi gibi bir kadına rastladık.
— Birimizin seninle müt'a yapmasına ne dersin? dedik.
— Bana ne vereceksiniz? dedi.
"Hırkalarımızı serdik. Kadın iki erkeğe de bakmaya başladı. Arkadaşım, kadının göz ucuyla beni süzdüğünü görünce:
— Onun hırkası eski, benimki taze, dedi. Kadın iki üç kere:
"Bunun
hırkası fena değil, dedi. Ben o kadınla müt'a yaptım. Allah'ın Resulü
(s.a.v.) müt'ayı haram kılıncaya dek ondan ayrılmadım." (Müslim, Nikâh:
bab: 3, hadis: 19-20; Dârimî, Nikâh: 16)
Müslim'in aynı babının
19’ncu hadîsinde ve Nesâ'î'nin hadîsinde bu kadının yanında üç gün
kaldığını söyleyen Sebre, İbn Mâce'nin hadîsinde yalnız bir gece
kaldığını söylüyor ve şöyle devam ediyor: "Onunla evlendim, o gece
yanında kaldım. Ertesi sabah Resulullah (s.a.v.)in yanına geldim.
Kendileri Rükn ile Bâb (HaceriEsved ile Kâ'be kapısı arasında) durmuş
şöyle diyordu: Ey insanlar, ben size müt'a için izin vermiştim. İyi
biliniz ki Allah onu, kıyamet gününe kadar haram kıldı. Kimin yanında
böyle bir kadın varsa onu serbest bıraksın. Onlara verdiklerinizden
hiçbir şeyi geri almayınız!" (İbn Mâce, Nikâh: 44)
Buhârî'deki
rivayette müt'anın, Hayber günü yasaklandığı, (Buhârî, Nikâh,
Nikâhu'l-muharrem) Müslim'deki rivayette Mekke'nin Fethinde
nehyedildiği; Müslim'in başka bir rivayetinde Huneyn savaşının bir kolu
olan Evtâs Savaşında yasaklandığı (Müslim, Nikâh, bâb: 3, hadis: 18);
İbn Mâce ve Ebû Dâvûd Sünenlerindeki hadîste ise Vedâ' Haccında
yasaklandığı (İbn Mâce, Nikâh: 44; Ebû Dâvûd, Nikâhu’l-mut’a)
bildirilmektedir.
Müt'anın, Resulullah ve Ebubekir devrinde, Hz.
Ömer devrinin de bir kısmında mübah olup uygulandığını bildiren hadîsler
yanında; Hayber Savaşında, yahut Mekke'nin Fethinde veya Evtâs'ta, ya
da Vedâ haccında yasaklandığını söyleyen rivayetler de vardır. Bu
rivayetler çelişik olduğu için muhaddisler bunları bağdaştırmak üzere
müt'anın birkaç kez yasaklanıp serbest bırakıldığını söylemişlerdir.
İmam Nevevî'ye göre müt'a hakkındaki yasaklama ve serbest bırakma iki
defa olmuştur: "Hayber'den önce helâldi, Hayber'de haram kılındı.
Mekke'nin Fethinde mübah kılındı. Evtâs da Mekke'nin Fethini müteâkip
olmuştur. Bundan üç gün sonra da ebediyyen haram kılınmıştır." (Müslim:
2/1022, dipnot: 1)
Bu rivayetler gösteriyor ki Hz. Peygamber
(s.a.v.) şartlar gerektirdiği zaman müt'aya müsaade etmiş, ama normal
şartlarda onu kesin yasaklamasa da pek hoş görmemiştir. Ancak Hz. Ömer
(r.a.) devrinde toplum büyüyüp zenginleşince artık müt'a, çeşitli
kimseler tarafından hiç gerek yokken istismar edilmeğe başlanmış ve
toplumda birçok sorun ortaya çıkarmaya başladığı için Hz. Ömer ve onu
destekleyen sahâbilerin ictihadiyle yasaklanmıştır. Çünkü Hz. Ömer,
İslâmın ruhunu biliyordu. Zorlayıcı gerekler yokken bunun uygulanması,
toplumun bozulmasına yol açabilirdi. Bundan dolayı yasaklanmasını,
İslâmın ruhuna daha uygun bulmuştur.
Yukarıda da işaret ettiğimiz
gibi müt'anın haram olmadığına dair rivayetler daha çok Câbir ile
özellikle Abdullah ibn Abbas'a ve Sahabeden bir grupa dayanır. (İbn
Kesîr, Tefsîr: 1/474)
Ancak İbn Abbâs’ın, müt'ayı, zorunlu
hallerde mübah gördüğü hakkındaki rivayet, akla daha uygun gelmektedir.
Zaten Peygamberimiz de zorunlu hallerde buna izin vermişti. Buhârî'nin
kaydettiği rivayete göre Abdullah ibn Abbâs, müt'a nikâhından sonra bir
kişiye, müt'a yapması için izin vermiş, hizmetçisi ona: "bu, şiddetli
hallerde ve kadınların az olduğu durumlardadır (değil mi?)" deyince İbn
Abbâs: "Evet" cevabını vermiştir. (Buhârî, Nikâh, Nikâhu'l-muharrem)
Müt'a
nikâhının durumunu soran Ammâr ibn Yâsir'e İbn Abbâs'ın "O sadece
müt'adır (bir yararlanmadır) ne zinâdır, ne nikâhtır, ne talâktır, ne de
tevârüstür" dediği rivayet edilir.
Müt'aya müsaade edişi, halk
arasında eleştiriye uğrayınca İbn Abbâs'ın: "Ben herhalde buna müsaade
etmedim. Ancak çaresiz kalana ölü eti yemek nasıl helâl ise, zorunluluk
durumunda müt'a da öyle helâldir, dedim." diye kendisini savunduğu da
gelen rivayetler arasındadır.
Kanaatimize göre bu rivayetler, İbn
Abbâs'ın, müt'a hakkındaki görüşünden döndüğüne dair rivayetler ortaya
atılmıştır. Onun, görüşünden döndüğüne dair kesin delil yoktur. Yalnız
kendisi değil, Câbir ibn Abdullah, Übeyy ibn Kâ'b, Abdullâh ibn Mes'ûd
gibi bazı sahâbiler ve Mücâhid gibi bazı tâbiîler de müt'anın mübah
olduğu kanaatini korumuşlar ve müt'anın, Hz. Ömer'in ictihadiyle
yasaklandığını söylemişlerdir. Nitekim Hz. Ömer'in: "Allah'ın Resulü
devrinde iki müt'a helâl idi. Ben bunları menediyor ve yapanları
cezalandırıyorum. Bunlar nikâh müt'asiyle hac müt'asıdır." dediği
rivayet edildiği gibi, müt'anın, Hayber'de haram kılındığı meâlindeki
hadîsin râvîsi olan Hz. Alî'nin de: "Ömer müt'ayı menetmeseydi, şakî
olandan başka hiç kimse zinâ etmezdi." dediği de rivayet edilir.
(Mefâtîhu'l-ğayb: 3/287)
Bu birbiriyle çelişen rivayetlerde
şüphesiz, İslamın başında ortaya çıkan hizipleşmelerin parmağı vardır.
Durum ne olursa olsun, ehlisünnet bilginlerinin çoğunluğu, önceleri
helâl olan müt'anın, sonra haram kılındığı görüşünde birleşirler.
Dediğimiz gibi bazı sahâbiler ve tâbiîler bu görüşü kabul etmemiş,
müt'anın mübah olduğunu söyleyegelmişlerdir.
"Ücretlerini
veriniz" cümlesindeki ücretle, nikâhın bir gereği olan mehir kasdedilmiş
olabileceği gibi, geçici olarak yararlanmanın yani müt'a nikâhının
gereği olan ücret de kaydedilmiş olabilir. Ancak Kur'ânı Kerîm'de
nikâhtan söz eden âyetlerde ücret kelimesi mehr anlamında
kullanılmaktadır. Burada da bu anlamda olması daha kuvvetlidir. Fakat
müt'ayı kabul edenler bu âyetteki ücreti müt'a ücreti olarak tefsir
ederler.
Ehlisünnet bilginleri müt'ayı haram saymakla beraber
müt'a yapana zinâ cezası uygulamazlar. Zira bunun gerçekten zinâ olup
olmadığında onlara göre de şüphe vardır. Şüphe ise cezayı kaldırır.
Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.): "Gücünüz yettiği kadar Müslümanlardan
cezaları kaldırınız. Eğer bir Müslüman’a bir çıkar yol bulursanız onu
serbest bırakınız. Çünkü imamın (devlet başkanının, yöneticinin)
affetmede yanılması, ceza vermede yanılmasından daha iyidir.”
buyurmuştur. (Tirmizî, Hudûd, 2; Ebû Dâvûd, Salât: 114; Hâkim ve Beyhakî
de bu hadisi rivayet etmişlerdir. Fayu'l-Kadîr, 1/226-227) Bu hadîs,
mümkün olduğu kadar cezadan kaçınmayı emrettiği gibi: "Şüpheler
karşısında cezâları kaldırınız!" (Feydu’l-Kadîr: 1/227)meâlindeki hadîs
de İslâm hukukunun temel kurallarındandır.
Müt’anın yasaklanmadığı, serbest olduğu görüşünde bulunan Şîa uleması ise birkaç delil ile görüşlerini desteklemektedirler:
Müt'ayı helâl sayan şî'a uleması, görüşlerini şöyle savunurlar:
1-
"Aralarında Übeyy ibn Kâ'b, Abdullah ibn Abbas ve Abdullah ibn
Mes'ûd'un bulunduğu sahâbilerden bir cemaat âyeti belli bir süreye kadar
ilâvesiyle: "femâ’stemta’tum bihî minhunne ilâ ecelin musemmen
feâtûhunne ucûrehunne: Onlardan belli bir süreye kadar yararlanmanıza
karşılık onlara ücretlerini veriniz!” şeklinde okumuş, Habîb ibn Sâbit
de, İbn Abbâs'ın kendisine verdiği Übeyy Mushafında âyetin bu ilâve ile
yazılı olduğunu görmüştür. Saîd ibn Cübeyr de âyeti bu ilâve ile
okumuştur.
2- Hz. Alî'nin, "Ömer müt'ayı menetmeseydi, şakî'den başkası zina etmezdi" dediğini el-Hakem ibn Uyeyne rivayet etmiştir.
3- Câbir (r.a.), Resulullah, Ebubekir ve Ömer devrinde müt'a yaptıklarını söylemiştir.
4-
Âyetteki istimtâ kelimesiyle faydalanma ve cinsel ilişki kasdedilmiş
olamaz. Çünkü böyle olsa, kadından faydalanmayan kimsenin hiç mehir
vermemesi gerekir. Halbuki ilişkiden önce karısını boşayan, yarı mehir
vermekle yükümlüdür. Eğer buradaki istimtâ ile sürekli nikâh
kasdedilmiş olsa, o zaman âyetin hükmüne göre yalnız akid yapmakla
bütün mehri ödemek gerekir. Çünkü "Onlara ücretlerini veriniz"
buyurulmuştur. Oysa daimî nikâhta yalnız akid yapmakla mehrin tamamını
vermek gerekmez. İlişki şarttır. Ancak müt'a nikâhında sadece akidle
ücretin tamamını vermek gerekir.
5- Ayrıca Hz. Ömer'in
"Resulullah devrinde hac ve kadın müt'ası vardı. Ben bunları menediyorum
ve bunları yapanı cezalandırıyorum." sözü de müt'anın, Resulullah
devrinde helâl olduğunu gösterir. (Tabresî, Mecmau’l-beyân: 3/32)
6-
Eğer bu âyet ile sürekli nikâh kasdedilmiş olsa, aynı surede nikâh
hükmünün başka yerlerde tekrar edilmiş olması lâzım gelir. Çünkü surenin
baş tarafında 3-4’ncü âyetlerle asıl nikâh izah edilmiştir. Burada aynı
şeyin tekrarına lüzum yoktur. Ama bu âyeti müt'aya yorarsak o zaman
âyet yeni bir hüküm getirmiş olur, tekrar olmaz.
7- Müt'a
nikâhının caiz olduğunda bütün ümmet ittifak etmiştir. İhtilâf, bunun
neshedilip edilmediğindedir. Eğer bu hüküm neshedilmiş ise, nesheden ya
tevatüren veya âhâd yoluyla bilinir. Tevâtüren bilinmiş olsaydı Alî ibn
Ebî Tâlib, Abdullah ibn Abbâs ve İmran ibn el Husayn gibi sahabîlerin,
Muhammed dininden tevâtüren sabit olmuş bir hükmü inkâr etmiş olmaları
gerekirdi ve bu da onların küfrünü gerektirirdi ki bu, batıldır. Bu
neshin âhâd haberiyle sabit olması da bâtıldır. Çünkü icma ile mübah
olduğu sabit olan bir hükmü, ahâd haberi neshedemez. Zira icmâ kesinlik
ifade eder. Halbuki âhâd haberi kesin değil, zannîdir, şüphelidir.
8- Rivayetlerin çoğunluğu, Hz. Peygamber (s.a.v.)in müt'ayı ve evcil
merkep etini yemeyi Hayber günü yasakladığını söylüyor. Yine
rivayetlerin çoğuna göre Hz. Peygamber (s.a.v.), müt'ayı, Mekke'nin
Fethinde veya Vedâ haccında serbest bırakmıştır. Mekke'nin Fethi ve
Vedâ' haccı, Hayber'den çok sonra olmuştur. Demek ki müt'anın, Hayber
günü neshedildiği yolundaki haberler, doğru değildir. Aksi takdirde
nâsihin, mensûhtan önce vukubulması gerekir. Nesih ve helâl kılmanın,
birkaç kez vukubulduğu yolundaki haberler de zayıftır. Mu'teber kişiler,
böyle bir şey söylememişlerdir. Bunu söyleyenler, bu rivayetler
arasındaki çelişkileri gidermeğe çalışanlardır.
Şî'a’nın
kanıtları tersine Mefâtîhu’l-ğayb (Büyük Tefsir) sahibi Fahreddîn-i Râzî
bazı bazı kanıtlar ileri sürmüş ise de bu kanıtlar pek doyurucu
görünmemektedir.
Âyetin, nikâhın hükmünü beyan ettiğini
söyleyenlere göre eğer mehir belli bir miktar takdir edilmiş ise,
anlaşma ile o takdir edilenin tamamını vermek, ya da düşürmekte bir
günah yoktur. Buna göre et-terâdî karşılıklı olarak mehir üzerinde
anlaşmadır. Fakat âyetin müt'a hakkında olduğunu söyleyenlere göre
anlamı şudur:
Müt'anın süresi dolunca artık erkeğin, kadın
üzerinde bir hakkı kalmaz Eğer erkek, kadının yanında daha fazla kalmak
ister de "Sen süreye birkaç gün ilâve et, ben de ücretini artırayım"
derse kadın serbesttir. Dilerse bu teklifi kabul eder, dilerse reddeder.
İşte "Haktan sonra karşılıklı anlaşmanızda sizin üzerinize bir günah
yoktur" cümlesi bunu ifade ediyor. Yani önce kestiğiniz ücret ve süreden
sonra aranızda anlaşmanızda üzerinize bir günah yoktur. Şüphesiz Allah,
her şeyi bilen, yerli yerince yapan, en güzel hüküm verendir.'' (Aynı
eser, 290-291)Süleyman Ateş
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder