15 Mart 2018 Perşembe

ARAPÇADAN ALDIĞIMIZ KİMİ SÖZLERİN ÇOK İLGİNÇ ÖYKÜSÜ.




 2 Eylül 2014 yılı arşivimden...

--- Michigan Devlet Üniversitesinde bu yıl benden 4. yıl Türkçe dersini alan 4 öğrencimden biri Suriye kökenli bir Arap kız öğrenci, ana dili Arapçayı iyi biliyor. Derste Türkçe yazılar ya da şiirleri incelerken, metinlerde geçen Arapça kökenli kelimeler gelince, ben ona:


 --- "Bak bu söz Arapça, bunun anlamını sen bilirsin" diyorum. O Arap kızı onun Arapça anlamını söylüyor, ancak Arapçadaki o anlam bazen bizim dilimizde kullanılan o Arapça sözün bizim bildiğimiz anlamından ayrı oluyor?


--- Ya da o Arapça söz için şöyle diyor: "Bu Arapça söz bizde bu anlamda kullanılmıyor, bu anlam için biz şu başka kelimeyi kullanıyoruz!"

--- Bizim dilimizde geçen birkaç Arapça kelime için de "Bu kelime Arapçada yok!" demez mi?

--- Ben o Arap kızına bizim dilimizde kullandığımız Arapça kökenli sözleri sordukça, şaşıyorum, Araplarda ya o söz yok, ya da o söz bizim kullandığımız anlamda Arapçada kullanılmıyor?

--- Gelecek derste ben o Arap kızına o sözleri yeniden sorarak onların listesini çıkaracağım, o sözleri sonra Arapça-İngilizce ve Arapça-Türkçe sözlüklere bakarak, o sözlerin gerçekten bizim kullanımımızdan Arapçada ayrı kullanılıp kullanılmadığını araştırırım. Sonra da onları burada paylaşırım sizler için...

--- Anlaşılan, kimi Arapça sandığımız sözleri de biz Arapça (muştak) köklerine bakarak bizim Türk aydınları uydurmuşlar.

--- Demek bizim eski çağlardaki kimi aydınlarımız Arapça sözlükleri karıştırarak "Acaba hangi yeni bir Arapça sözü Türkçemize aktarsam?" diye, kimi de sözlükte gördüğü kelimelerden bazılarını değiştirerek, kafasından yeni Arapça kelimeler uydurarak dilimize sokmak için bunca çabalamışlar, uğraşmışlar!...

--- O aydınlarımız Arapça sözlükler üzerinde bu kadar süre ile emek vereceklerine, biraz olsun Türkçe kökler, sözler ile bizim dilimizin o olağanüstü güçlü ekleriyle yeni sözler yaratmaya biraz olsun emek verselerdi, bugün bizim dilimiz daha da güçlü olabilecekti.

--- Ancak o dönemlerde kimi aydınlarımızdaki Arapça ile Farsça özentisi bizim dilimize binlerce yabancı sözlerin girmesine neden olmuştur.

--- Tanzimat ve sonrası da bir yandan Arapça farsça özentisi, bir yandan da Batı dilleri özentisi artmaya başladı.

--- Ancak bizim halk ozanlarımız Türkçe bayrağını onurla, büyük özveriyle yüzyıllarca yükseklerde tuttular...


KİMİ İLGİNÇ KIZILDERİLİ ADLARI

KIZ ADLARI:
--- Abey (Yaprak), Abeytu (Yeşil Yaprak), Abetzi (Sarı Yaprak), Aka (Yel), Akawi (Güney Yeli), Çonkuşa (Ardıçkuşu), Mia (Ay), Miakonda (Kutsal Ay), Migina (Dönen Ay), Mina (Büyük Kız), Mipe (İyi Ay), Mimite (Duran Yeni Ay), Mitain (Yeni Ay/Hilal), Wakça (Çiçek), Wakçazi (Ayçiçeği), Waşuze (Yaban gülü), Wazinga (Kuş)...

ERKEK ADLARI:
--- Kagejinga (Küçük Kardeş), Kawa (At), Kawasabbe (Kara At), Kawaska (Kırat), Kawazi (Sarı At), Kuruks (Ayı), Monçu (Ayı), Panahu (Baykuş), Pasun (Kartal), Paton (Ak Başlı Kartal), Şakuru (Güneş), Şatu (Su Sesi), Şonge (Kurt), Şongesabbe (Kara Kurt), Şongeska (Ak kurt), Şongezi (Sarı Kurt), Şontonga (Bozkurt), Waşoşe (Yiğit, cesur)...

[Aşağıdaki eserden seçerek yazdığım adların hangi Kızılderili kabilelerinde kullanıldığını yazmadım, eserde veriliyor].

Kaynak: Alice C. Fletcher (1838-1923), Indian Games and Dances with Native Songs (İlk baskı: 1915, İkinci baskı: 1994, Helen Myers'in Giriş yazısıyla). Lincoln: University of Nebraska Press: "Indian Names for Boys", "Indian Names for Girls", sayfalar: 135-139.

TİMUR KOCAOĞLU-ABD/Michiga

Prof. Dr. Ahmet Taşağıl ve Prof. Dr. Reha Oguz Türkkan sohbeti





***

Büyük Şehirlere Sihirli Projeler: New York’ta Dört Şelale

Dr. Göknur AKÇADAĞ

NEW YORK- Bilgi yayıldıkça, küreselleşen dünyada toplumlar arası dostluklar da önem kazanıyor. New York’ta bir süredir hazırlığı süren ve beklenen “Türkler ve Kızılderililer Arasındaki Bağ” konulu panel ve program vardı. USA İstanbul Üniversitesi Mezunları Derneği New York ve Amerika’da güçlü bir dernek, önemli etkinlikler, faaliyetler yapıyorlar. Başkanı Ali Çınar Harvard Hukuk mezunu çok başarılı bir Türk. Burada böyle insanların Türk toplumuna katkı oluşturma ve birleştirici, tanıtıcı faaliyetler içinde olması sevindirici. Biliyoruz ki bizim toplum yapımız çok fazla lider rol üstlenen insan çıkarmıyor veya niteliğinde sorun olabiliyor. Ali Çınar pek çok niteliği üstünde toplamış başarılı, birleştirici, toplumu motive edici Türk.

Kızılderililerin Türk olduğu yönündeki iddia, ilk kez her iki tarafın da katıldığı bir toplantıda ele alınması ilginç bir deneyimdi. İstanbul Üniversitesi Mezunlar Derneği Başkanı Ali Çınar'ın girişimleri ile Türkevi'nde gerçekleşen toplantı büyük ilgi gördü. George Washington Üni. den Prof. Türker Özdoğan, Amerikan İçişleri Bakanlığı Kızılderililer Doğu Yakası Daire Başkanı Frank Keel, Michigan Devlet Üniversitesinden Prof. Timur Kocaoğlu, Birleşmiş Güney ve Doğu Kabileleri Başkanı Brian Paterson, Prof. Marjorie Mandelstam Balzer ve Amerikan Kızılderilileri Araştırma Bölümü Arizona Devlet Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Carol Lujan konuşmacı olarak katıldılar. Yaklaşık 5 saat süren toplantıda Kızılderililer ‘in Türk olduğu yönündeki iddia tarihi, kültürel ve etnik bakımdan ele alındı. Türker Özdoğan "DNA testlerinin yapılmasıyla son yıllarda Türkler ile Kızılderililer arasındaki bağlar net şekilde ortaya çıktı. Orta Asya'daki Türkler ile Sibirya Türkleri ve Kızılderililerin DNA örnekleri çakışıyor" diyerek, İki halk arasında birçok bağ olduğunu söyledi. Özdoğan, ABD'nin Arizona eyaletinde Kızılderililerin yaşadığı 'Havasu' kentinin ne anlama geldiğini yerlilere sorduğunda Türkçedekiyle aynı anlama geldiğini öğrenince çok şaşırdığını dile getirdi. Dil benzeşim örneğini veren Özdoğan’ın ardından Michigan State Üni. Misafir öğretim üyesi Prof. Dr. Timur Kocaoğlu’nun konuşmasındaki vurgular tamamlayıcı oldu.

Türkçe ile Kızılderili dilleri arasında bağ bulunduğunu, bu bağın kendisini ortak kelimelerin ötesinde gramer açısından gösterdiğini kaydetti. Sırf kelimelerden yola çıkılarak bir sonuca varılamayacağını da ifade eden Kocaoğlu, gramer benzerliklerine dikkat çekip, Kızılderililerin Türk olduğu tam olarak ortaya konulmamış olsa da benzerlikler oluşu konusunda araştırma yapılmasını gerektiğini ifade etti. Dünyada 420 milyon insanın Ural–Altay dillerini, Kızılderili kabileleri dâhil 180 milyon kişinin de Türki dilini konuştuğunu söyleyen Prof. Kocaoğlu slayt gösterisinde Şaman Türkleri ile Tengri davullarının desenlerini gösterip köken bağlarına işaret etti. 

Etkinliğe ailesiyle gelmiş olan ve konuşması sırasında kabile başlığını da takan Amerikan İçişleri Bakanlığı Kızılderililer Doğu Yakası Daire Başkanı Frank Keel’in “kardeşlerim” diyerek başladığı dostluk içeren konuşması çok içtendi. 1999 Denizli’de yapılan “Yedinci Türk Dünyası Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı”na da katılmış olan Keel, Kızılderililerin atalarının Baykal Gölü ve Yenisey - Tuva bölgelerinden Amerika kıtasına, Alaska üzerinden göç ettiklerini ifade etmişti. Kızılderililer ile Türklerin DNA testlerinin aynı olduğunu ve ayrıca “Y” kromozomunun sadece yeryüzünde Türkler ile Kızılderililerde bulunduğunu vurguladı. Georgetown Üniversitesi Sosyoloji-Antropoloji Bölümünden Prof. Dr. Marjorie Mandelstam Balzer, Kızılderililerin Türk kökenli olduğunu söylemenin yanlış olduğunu, buna karşın benzerliklerin gözden kaçırılmaması gerektiğini ifade etti. Ancak bu konunun tek noktadan ele alınmaması gerektiğini kaydeden Balzer, araştırma yapılmasının önemine değindi. Balzer, Kızılderililer ile Türkler arasında kurt, kartal gibi totem ve simgelerin aynı şekilde yer aldığına dikkat çekti. “Tüm Kızılderililerin gerçekten Türk olduklarını iddia edecek değilim. Zira Bering üzerinden göç eden Amerikan Kızılderililerin geçmişi 40 bin yıl geriye uzanmaktadır” diyen Balzer, geçişlerin asırlarca devam ettiğini, Türki ve Sibiryalı Tunguz insanlarının 800 yıl önce Cengiz Han’ın şerrinden kaçmak üzere Bering’den Amerika’ya göçlerini incelediğini ve bu çerçevede Alaska’daki 30’u aşkın Kızılderili kabilesinin Atabaşkan dili konuştuğu tespit edildiğini söyledi. Prof. Balzer, ayrıca Sakaların Yakut Türkleri, Tuvana, Kakhas ve Tofalar’ın da Türkî kökenli olduklarını bildirdi.

Arizona Devlet Üniversitesi Amerikan Kızılderilileri araştırma görevlisi, Navajo kabilesine mensup Carol Chiago Lujan, Türkler ile Navajo–Apaçi–Siu Kızılderilileri arasında ırk ilişkisi olduğunu ifade etti. Lujan Amerika’da halen 2,5 milyon Kızılderili olduğunu, kabilelerin gelenek, dil ve kültürlerini yaşatmak için gayret gösterdiklerini belirtti. ”Türk ve Kızılderili gruplar tarafından dokunan kilimlerin coğrafi uzaklığa rağmen birbirinden ayırt edilmesi son derece zor. Yapılan bir deneyde insanlar, kendilerine gösterilen Türk ve Kızılderili kilimleri birbirinden ayıramadılar" demesi bu benzerlikleri vurgu açısından önemliydi.

ABD Doğu Yakası Kabileleri Ayı Klanı Başkanı Brian Paterson ise Türk oldukları yönündeki iddiayı desteklemedi. Ancak bazı benzerlikler de olduğunu ifade eden Paretson, "Belki Türkler Amerika'dan göçmüşlerdir" diye konuştu. Prof. Özdoğan, İstanbul’dan Levent Bozatlı adlı doktorun DNA testi sonuçlarının kendisinin Kızılderili olduğunu kanıtladığını söyledi. New York’a gelemeyen Bozatlı telefonla bağlanarak yaptığı konuşmada: testlerin ortak benzerliğin Orta Asya ve Sibirya’da yaşayan Türkler ile Kızılderililer arasında olduğunu ortaya çıkardığını belirtti. Özdoğan, ABD’deki Türk toplumunun Kızılderili asıllı Amerikalı bir Kongre üyesini desteklemesinin yararlı olabileceğini Kızılderili gruplarının da Türk lobisi için çok aktif olabileceklerini belirtti. Konuşmaların sonunda Brooklyn Kızılderili Dans grubu gösterisi izlendi. 

Etkinliğin, kesin bir bilimsel sonuç çıkarma iddiasından ziyade bunun gelişmesini sağlamak ve bilimsel çalışmaları gündeme taşımak vurgusu önemliydi. Dostluk vurgusu ve toplumsal birliktelik kısmı ise çok güzeldi. Devamı mutlaka gelecektir. Kabile reisinin sözüne başlarken söylediği gibi: “merhaba”lar artsın, dostluklar pekişsin.

Bir başka toplumla dostluk hatta köken vurgusu, Türk-Amerikan toplumunun diğer etnik grup ile kültürel ve sosyal bir etkinlik yapması Ermenileri huzursuz etmiş olması da ayrı bir gelişme. İÜMEZUSA’nın Başkanı Ali Çınar’ın belirttiğine göre; Kızılderililer programından sonra Amerika’da yaşayan Ermeniler yüzlerce e-mail yollamışlar derneğe. “Siz ne yaparsanız yapın eninde sonunda bu tasarı geçecek, Osmanlı’nın yaptıklarını sizde kabul edeceksiniz diyerek” şeklinde aşırı tepkileri de içeren. Oysa farklı milletten birlikteliklerin, toplumsal paylaşımın bu kadar değerli olduğu bir ülkede, bu denli kindar tutumlara yer olmamalı, tarihsel sürecin olumlu yanlarını hiç görmeyip, sadece kindar bir hedefe odaklanmış bir kitlenin değişmesini dilemek gerekiyor. Çünkü tarih bilgisi olmadan, sadece anlatımlarla beyinlere yer etmiş bir tarihi olayı bir milleti devleti karalama aracı olarak göstermeye kimsenin hakkı yok. Türk toplumunda da hatta Ermeni toplumunda da bu sadece tarihçilerin etraflıca ortaya koyması gereken tarihi olaya takılıp orda kalmamak gerektiğini savunanlar çok fazla.

Konu üzerinde Türk tezi de fazlasıyla Türk ve yabancı bilim adamları tarafından ortaya konmuş durumda. Sorun karşı tarafın bunları görmezden gelmesi ve kabul etmemesi. Sadece “kabul edin!” sloganıyla hareket etmesi. Geçmişinde yüzyıllarca komşuluk, dostluk, hemşehrilik, ortaklık yapmış bu iki milletin, bunları hatırlamasına ihtiyaç var. Diaspora Ermeni toplumunun bu bakış açısından uzak olanları kendi toplumuna iyilik etmiyor.  Aşure ayında Ermenilerin de aşure pişirdiği bir birliktelikten gelmiş bir toplum olarak, benzeri güzel birliktelikleri sürdürmenin, paylaşmanın zenginliğini göreceğimiz, belki birlikte etkinlikler yapacağımız günler niye olmasın?  İyimser olmak istiyorum.

Babası Türk annesi Kızılderili olan Ozan Evren’e ABD’de geleceğin Kızılderili müziğinin en önemli ismi olarak bakılıyor…

Türk-Kızılderili etkinliğinde davetlilere müziğini dineten Evren Ozan, 14 yaşında 2007 Best Instrumental Album, Alluvia (Native American Music Awards), 2005 Rising Star Native American Music Award, 2005 Davidson Fellow, 2001 Rising Star Native American Music Award gibi ödüller almış, radyolarda müziği çalınıyor ve film müziği olarak kullanılıyor, ünlü müzik ustalarıyla aynı sahneyi paylaşıyor. 9 yaşındayken Eylül 2002 sayısında National Geographic dergisine haber olmuş. Amerika'nın birçok yerindeki etkinliklerde flüt çalması için davet edilen Evren Ozan'ın hayran kitlesi her gün artıyor. Türkiye’de bu etkinlikle ilk kez adı duyuldu ve belki davet edilecek ülkesine. Ozan’ı dinlerken, yaptığı müziğe Türk enstürmanları katması gibi bir fikir oluştu dinlerken, ilginç bir alaşım olacaktır. Kızılderili-Türk müziği!

New York’a Dört Şelale Yapılıyor
New York şehir siluetine dört şelale eklenmesi ilginç olacaktır. Burada yaşayanlar bilirler, ilk fark ettiğiniz şeylerden birisi denizin-nehrin renginin gri oluşudur. New York’a benzerliğini vurguladığım İstanbul boğazının en büyük farkı maviliği ve bütün yok edişlere rağmen hala yeşil oluşudur. Mavi-yeşil olmayışına rağmen şehir-su-köprü birlikteliği güzel bir seyirdir New York için. Köprü simgesine New York’ta şelaleler de eklenmesi güzel olacaktır şüphesiz.

Bu kadar turistin aktığı devasa şehre birkaç gezi merkezi daha eklenecektir.  New York Kamu Sanat Projesi kapsamında yapılacak şelalelerin, 55 milyon dolar ekstra turizm geliri getirmesi bekleniyormuş. Biri ünlü Brooklyn Köprüsüne, diğer üçü de Doğu Nehri ve New York Limanına kurulacak şelaleler, Hollandalı sanatçı Olafur Eliasson tarafından yapılacak ve proje 15 milyon dolara mal olacakmış. Müthiş bir rakam… Proje giderleri,  New York Kamu Sanat Fonuna yapılan özel bağışlardan karşılanacak olması da şaşırtıcı değil. Basın toplantısında Eliasson, projeyi "Suya farklı bir bakış" olarak tanımlarken, şelalelerin "Özgürlük Heykeli" ile aynı ebatlarda olacağını belirtti. Yetkililer, 2005 yılında Central Park'ta sergilenen, 1,5 milyon kişinin ziyaret ettiği "The Gates" projesi gibi, şelalelerin de çok sayıda turist çekmesini bekliyorlarmış, bunun için müneccim olmak gerekmiyor.

Para- yaratıcı proje-sonuç, bu üçü harika bir üçlü, biz de bu üçlüyü güzel projelerle yakalayalım demekten yorulduk ama anlatmaya devam...  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder