2 Eylül 2014 yılı arşivimden...
--- Michigan Devlet Üniversitesinde bu yıl benden 4. yıl
Türkçe dersini alan 4 öğrencimden biri Suriye kökenli bir Arap kız öğrenci, ana
dili Arapçayı iyi biliyor. Derste Türkçe yazılar ya da şiirleri incelerken,
metinlerde geçen Arapça kökenli kelimeler gelince, ben ona:
--- Ya da o Arapça söz için şöyle diyor: "Bu Arapça söz
bizde bu anlamda kullanılmıyor, bu anlam için biz şu başka kelimeyi
kullanıyoruz!"
--- Bizim dilimizde geçen birkaç Arapça kelime için de
"Bu kelime Arapçada yok!" demez mi?
--- Ben o Arap kızına bizim dilimizde kullandığımız Arapça
kökenli sözleri sordukça, şaşıyorum, Araplarda ya o söz yok, ya da o söz bizim
kullandığımız anlamda Arapçada kullanılmıyor?
--- Gelecek derste ben o Arap kızına o sözleri yeniden
sorarak onların listesini çıkaracağım, o sözleri sonra Arapça-İngilizce ve
Arapça-Türkçe sözlüklere bakarak, o sözlerin gerçekten bizim kullanımımızdan
Arapçada ayrı kullanılıp kullanılmadığını araştırırım. Sonra da onları burada
paylaşırım sizler için...
--- Anlaşılan, kimi Arapça sandığımız sözleri de biz Arapça
(muştak) köklerine bakarak bizim Türk aydınları uydurmuşlar.
--- Demek bizim eski çağlardaki kimi aydınlarımız Arapça
sözlükleri karıştırarak "Acaba hangi yeni bir Arapça sözü Türkçemize
aktarsam?" diye, kimi de sözlükte gördüğü kelimelerden bazılarını değiştirerek,
kafasından yeni Arapça kelimeler uydurarak dilimize sokmak için bunca çabalamışlar,
uğraşmışlar!...
--- O aydınlarımız Arapça sözlükler üzerinde bu kadar süre
ile emek vereceklerine, biraz olsun Türkçe kökler, sözler ile bizim dilimizin o
olağanüstü güçlü ekleriyle yeni sözler yaratmaya biraz olsun emek verselerdi,
bugün bizim dilimiz daha da güçlü olabilecekti.
--- Ancak o dönemlerde kimi aydınlarımızdaki Arapça ile
Farsça özentisi bizim dilimize binlerce yabancı sözlerin girmesine neden
olmuştur.
--- Tanzimat ve sonrası da bir yandan Arapça farsça
özentisi, bir yandan da Batı dilleri özentisi artmaya başladı.
--- Ancak bizim halk ozanlarımız Türkçe bayrağını onurla,
büyük özveriyle yüzyıllarca yükseklerde tuttular...
KİMİ İLGİNÇ KIZILDERİLİ ADLARI
KIZ ADLARI:
--- Abey (Yaprak), Abeytu (Yeşil Yaprak), Abetzi (Sarı
Yaprak), Aka (Yel), Akawi (Güney Yeli), Çonkuşa (Ardıçkuşu), Mia (Ay), Miakonda
(Kutsal Ay), Migina (Dönen Ay), Mina (Büyük Kız), Mipe (İyi Ay), Mimite (Duran
Yeni Ay), Mitain (Yeni Ay/Hilal), Wakça (Çiçek), Wakçazi (Ayçiçeği), Waşuze
(Yaban gülü), Wazinga (Kuş)...
ERKEK ADLARI:
--- Kagejinga (Küçük Kardeş), Kawa (At), Kawasabbe (Kara
At), Kawaska (Kırat), Kawazi (Sarı At), Kuruks (Ayı), Monçu (Ayı), Panahu
(Baykuş), Pasun (Kartal), Paton (Ak Başlı Kartal), Şakuru (Güneş), Şatu (Su
Sesi), Şonge (Kurt), Şongesabbe (Kara Kurt), Şongeska (Ak kurt), Şongezi (Sarı
Kurt), Şontonga (Bozkurt), Waşoşe (Yiğit, cesur)...
[Aşağıdaki eserden seçerek yazdığım adların hangi
Kızılderili kabilelerinde kullanıldığını yazmadım, eserde veriliyor].
Kaynak: Alice C. Fletcher (1838-1923), Indian Games and
Dances with Native Songs (İlk baskı: 1915, İkinci baskı: 1994, Helen Myers'in
Giriş yazısıyla). Lincoln: University of Nebraska Press: "Indian Names for
Boys", "Indian Names for Girls", sayfalar: 135-139.
TİMUR KOCAOĞLU-ABD/Michiga
Prof. Dr. Ahmet Taşağıl ve Prof. Dr. Reha Oguz Türkkan sohbeti
***
Büyük Şehirlere Sihirli Projeler: New York’ta Dört Şelale
Dr. Göknur AKÇADAĞ
NEW YORK- Bilgi yayıldıkça, küreselleşen dünyada toplumlar
arası dostluklar da önem kazanıyor. New York’ta bir süredir hazırlığı süren ve
beklenen “Türkler ve Kızılderililer Arasındaki Bağ” konulu panel ve program
vardı. USA İstanbul Üniversitesi Mezunları Derneği New York ve Amerika’da güçlü
bir dernek, önemli etkinlikler, faaliyetler yapıyorlar. Başkanı Ali Çınar
Harvard Hukuk mezunu çok başarılı bir Türk. Burada böyle insanların Türk
toplumuna katkı oluşturma ve birleştirici, tanıtıcı faaliyetler içinde olması
sevindirici. Biliyoruz ki bizim toplum yapımız çok fazla lider rol üstlenen
insan çıkarmıyor veya niteliğinde sorun olabiliyor. Ali Çınar pek çok niteliği
üstünde toplamış başarılı, birleştirici, toplumu motive edici Türk.
Kızılderililerin Türk olduğu yönündeki iddia, ilk kez her
iki tarafın da katıldığı bir toplantıda ele alınması ilginç bir deneyimdi. İstanbul
Üniversitesi Mezunlar Derneği Başkanı Ali Çınar'ın girişimleri ile Türkevi'nde
gerçekleşen toplantı büyük ilgi gördü. George Washington Üni. den Prof. Türker
Özdoğan, Amerikan İçişleri Bakanlığı Kızılderililer Doğu Yakası Daire Başkanı
Frank Keel, Michigan Devlet Üniversitesinden Prof. Timur Kocaoğlu, Birleşmiş
Güney ve Doğu Kabileleri Başkanı Brian Paterson, Prof. Marjorie Mandelstam
Balzer ve Amerikan Kızılderilileri Araştırma Bölümü Arizona Devlet Üniversitesi
öğretim üyesi Doç. Carol Lujan konuşmacı olarak katıldılar. Yaklaşık 5 saat
süren toplantıda Kızılderililer ‘in Türk olduğu yönündeki iddia tarihi,
kültürel ve etnik bakımdan ele alındı. Türker Özdoğan "DNA testlerinin
yapılmasıyla son yıllarda Türkler ile Kızılderililer arasındaki bağlar net şekilde
ortaya çıktı. Orta Asya'daki Türkler ile Sibirya Türkleri ve Kızılderililerin
DNA örnekleri çakışıyor" diyerek, İki halk arasında birçok bağ olduğunu
söyledi. Özdoğan, ABD'nin Arizona eyaletinde Kızılderililerin yaşadığı 'Havasu'
kentinin ne anlama geldiğini yerlilere sorduğunda Türkçedekiyle aynı anlama
geldiğini öğrenince çok şaşırdığını dile getirdi. Dil benzeşim örneğini veren
Özdoğan’ın ardından Michigan State Üni. Misafir öğretim üyesi Prof. Dr. Timur
Kocaoğlu’nun konuşmasındaki vurgular tamamlayıcı oldu.
Türkçe ile Kızılderili dilleri arasında bağ bulunduğunu, bu
bağın kendisini ortak kelimelerin ötesinde gramer açısından gösterdiğini
kaydetti. Sırf kelimelerden yola çıkılarak bir sonuca varılamayacağını da ifade
eden Kocaoğlu, gramer benzerliklerine dikkat çekip, Kızılderililerin Türk
olduğu tam olarak ortaya konulmamış olsa da benzerlikler oluşu konusunda
araştırma yapılmasını gerektiğini ifade etti. Dünyada 420 milyon insanın
Ural–Altay dillerini, Kızılderili kabileleri dâhil 180 milyon kişinin de Türki
dilini konuştuğunu söyleyen Prof. Kocaoğlu slayt gösterisinde Şaman Türkleri
ile Tengri davullarının desenlerini gösterip köken bağlarına işaret etti.
Etkinliğe ailesiyle gelmiş olan ve konuşması sırasında
kabile başlığını da takan Amerikan İçişleri Bakanlığı Kızılderililer Doğu
Yakası Daire Başkanı Frank Keel’in “kardeşlerim” diyerek başladığı dostluk
içeren konuşması çok içtendi. 1999 Denizli’de yapılan “Yedinci Türk Dünyası
Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı”na da katılmış olan Keel,
Kızılderililerin atalarının Baykal Gölü ve Yenisey - Tuva bölgelerinden Amerika
kıtasına, Alaska üzerinden göç ettiklerini ifade etmişti. Kızılderililer ile
Türklerin DNA testlerinin aynı olduğunu ve ayrıca “Y” kromozomunun sadece
yeryüzünde Türkler ile Kızılderililerde bulunduğunu vurguladı. Georgetown
Üniversitesi Sosyoloji-Antropoloji Bölümünden Prof. Dr. Marjorie Mandelstam
Balzer, Kızılderililerin Türk kökenli olduğunu söylemenin yanlış olduğunu, buna
karşın benzerliklerin gözden kaçırılmaması gerektiğini ifade etti. Ancak bu
konunun tek noktadan ele alınmaması gerektiğini kaydeden Balzer, araştırma
yapılmasının önemine değindi. Balzer, Kızılderililer ile Türkler arasında kurt,
kartal gibi totem ve simgelerin aynı şekilde yer aldığına dikkat çekti. “Tüm
Kızılderililerin gerçekten Türk olduklarını iddia edecek değilim. Zira Bering
üzerinden göç eden Amerikan Kızılderililerin geçmişi 40 bin yıl geriye
uzanmaktadır” diyen Balzer, geçişlerin asırlarca devam ettiğini, Türki ve
Sibiryalı Tunguz insanlarının 800 yıl önce Cengiz Han’ın şerrinden kaçmak üzere
Bering’den Amerika’ya göçlerini incelediğini ve bu çerçevede Alaska’daki 30’u
aşkın Kızılderili kabilesinin Atabaşkan dili konuştuğu tespit edildiğini
söyledi. Prof. Balzer, ayrıca Sakaların Yakut Türkleri, Tuvana, Kakhas ve
Tofalar’ın da Türkî kökenli olduklarını bildirdi.
Arizona Devlet Üniversitesi Amerikan Kızılderilileri
araştırma görevlisi, Navajo kabilesine mensup Carol Chiago Lujan, Türkler ile
Navajo–Apaçi–Siu Kızılderilileri arasında ırk ilişkisi olduğunu ifade etti.
Lujan Amerika’da halen 2,5 milyon Kızılderili olduğunu, kabilelerin gelenek,
dil ve kültürlerini yaşatmak için gayret gösterdiklerini belirtti. ”Türk ve
Kızılderili gruplar tarafından dokunan kilimlerin coğrafi uzaklığa rağmen
birbirinden ayırt edilmesi son derece zor. Yapılan bir deneyde insanlar,
kendilerine gösterilen Türk ve Kızılderili kilimleri birbirinden
ayıramadılar" demesi bu benzerlikleri vurgu açısından önemliydi.
ABD Doğu Yakası Kabileleri Ayı Klanı Başkanı Brian Paterson
ise Türk oldukları yönündeki iddiayı desteklemedi. Ancak bazı benzerlikler de
olduğunu ifade eden Paretson, "Belki Türkler Amerika'dan
göçmüşlerdir" diye konuştu. Prof. Özdoğan, İstanbul’dan Levent Bozatlı
adlı doktorun DNA testi sonuçlarının kendisinin Kızılderili olduğunu
kanıtladığını söyledi. New York’a gelemeyen Bozatlı telefonla bağlanarak
yaptığı konuşmada: testlerin ortak benzerliğin Orta Asya ve Sibirya’da yaşayan
Türkler ile Kızılderililer arasında olduğunu ortaya çıkardığını belirtti.
Özdoğan, ABD’deki Türk toplumunun Kızılderili asıllı Amerikalı bir Kongre
üyesini desteklemesinin yararlı olabileceğini Kızılderili gruplarının da Türk
lobisi için çok aktif olabileceklerini belirtti. Konuşmaların sonunda Brooklyn
Kızılderili Dans grubu gösterisi izlendi.
Etkinliğin, kesin bir bilimsel sonuç çıkarma iddiasından
ziyade bunun gelişmesini sağlamak ve bilimsel çalışmaları gündeme taşımak
vurgusu önemliydi. Dostluk vurgusu ve toplumsal birliktelik kısmı ise çok
güzeldi. Devamı mutlaka gelecektir. Kabile reisinin sözüne başlarken söylediği
gibi: “merhaba”lar artsın, dostluklar pekişsin.
Bir başka toplumla dostluk hatta köken vurgusu,
Türk-Amerikan toplumunun diğer etnik grup ile kültürel ve sosyal bir etkinlik
yapması Ermenileri huzursuz etmiş olması da ayrı bir gelişme. İÜMEZUSA’nın
Başkanı Ali Çınar’ın belirttiğine göre; Kızılderililer programından sonra
Amerika’da yaşayan Ermeniler yüzlerce e-mail yollamışlar derneğe. “Siz ne
yaparsanız yapın eninde sonunda bu tasarı geçecek, Osmanlı’nın yaptıklarını
sizde kabul edeceksiniz diyerek” şeklinde aşırı tepkileri de içeren. Oysa
farklı milletten birlikteliklerin, toplumsal paylaşımın bu kadar değerli olduğu
bir ülkede, bu denli kindar tutumlara yer olmamalı, tarihsel sürecin olumlu
yanlarını hiç görmeyip, sadece kindar bir hedefe odaklanmış bir kitlenin
değişmesini dilemek gerekiyor. Çünkü tarih bilgisi olmadan, sadece anlatımlarla
beyinlere yer etmiş bir tarihi olayı bir milleti devleti karalama aracı olarak
göstermeye kimsenin hakkı yok. Türk toplumunda da hatta Ermeni toplumunda da bu
sadece tarihçilerin etraflıca ortaya koyması gereken tarihi olaya takılıp orda
kalmamak gerektiğini savunanlar çok fazla.
Konu üzerinde Türk tezi de fazlasıyla Türk ve yabancı bilim
adamları tarafından ortaya konmuş durumda. Sorun karşı tarafın bunları
görmezden gelmesi ve kabul etmemesi. Sadece “kabul edin!” sloganıyla hareket
etmesi. Geçmişinde yüzyıllarca komşuluk, dostluk, hemşehrilik, ortaklık yapmış
bu iki milletin, bunları hatırlamasına ihtiyaç var. Diaspora Ermeni toplumunun
bu bakış açısından uzak olanları kendi toplumuna iyilik etmiyor. Aşure ayında Ermenilerin de aşure pişirdiği
bir birliktelikten gelmiş bir toplum olarak, benzeri güzel birliktelikleri
sürdürmenin, paylaşmanın zenginliğini göreceğimiz, belki birlikte etkinlikler
yapacağımız günler niye olmasın? İyimser
olmak istiyorum.
Babası Türk annesi Kızılderili olan Ozan Evren’e ABD’de
geleceğin Kızılderili müziğinin en önemli ismi olarak bakılıyor…
Türk-Kızılderili etkinliğinde davetlilere müziğini dineten
Evren Ozan, 14 yaşında 2007 Best Instrumental Album, Alluvia (Native American
Music Awards), 2005 Rising Star Native American Music Award, 2005 Davidson
Fellow, 2001 Rising Star Native American Music Award gibi ödüller almış,
radyolarda müziği çalınıyor ve film müziği olarak kullanılıyor, ünlü müzik
ustalarıyla aynı sahneyi paylaşıyor. 9 yaşındayken Eylül 2002 sayısında
National Geographic dergisine haber olmuş. Amerika'nın birçok yerindeki
etkinliklerde flüt çalması için davet edilen Evren Ozan'ın hayran kitlesi her
gün artıyor. Türkiye’de bu etkinlikle ilk kez adı duyuldu ve belki davet
edilecek ülkesine. Ozan’ı dinlerken, yaptığı müziğe Türk enstürmanları katması
gibi bir fikir oluştu dinlerken, ilginç bir alaşım olacaktır. Kızılderili-Türk
müziği!
New York’a Dört Şelale Yapılıyor
New York şehir siluetine dört şelale eklenmesi ilginç
olacaktır. Burada yaşayanlar bilirler, ilk fark ettiğiniz şeylerden birisi
denizin-nehrin renginin gri oluşudur. New York’a benzerliğini vurguladığım
İstanbul boğazının en büyük farkı maviliği ve bütün yok edişlere rağmen hala
yeşil oluşudur. Mavi-yeşil olmayışına rağmen şehir-su-köprü birlikteliği güzel
bir seyirdir New York için. Köprü simgesine New York’ta şelaleler de eklenmesi
güzel olacaktır şüphesiz.
Bu kadar turistin aktığı devasa şehre birkaç gezi merkezi
daha eklenecektir. New York Kamu Sanat
Projesi kapsamında yapılacak şelalelerin, 55 milyon dolar ekstra turizm geliri
getirmesi bekleniyormuş. Biri ünlü Brooklyn Köprüsüne, diğer üçü de Doğu Nehri
ve New York Limanına kurulacak şelaleler, Hollandalı sanatçı Olafur Eliasson
tarafından yapılacak ve proje 15 milyon dolara mal olacakmış. Müthiş bir rakam…
Proje giderleri, New York Kamu Sanat
Fonuna yapılan özel bağışlardan karşılanacak olması da şaşırtıcı değil. Basın
toplantısında Eliasson, projeyi "Suya farklı bir bakış" olarak
tanımlarken, şelalelerin "Özgürlük Heykeli" ile aynı ebatlarda
olacağını belirtti. Yetkililer, 2005 yılında Central Park'ta sergilenen, 1,5
milyon kişinin ziyaret ettiği "The Gates" projesi gibi, şelalelerin
de çok sayıda turist çekmesini bekliyorlarmış, bunun için müneccim olmak
gerekmiyor.
Para- yaratıcı proje-sonuç, bu üçü harika bir üçlü, biz de
bu üçlüyü güzel projelerle yakalayalım demekten yorulduk ama anlatmaya
devam...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder