Türkiye, ekonomik krizin eşiğinde, kriz patladı, patlayacak durumda.
2017'de bir erken seçim tahmininde bulunmuştum, ancak bazı operasyon ve manipülasyonlarla 2017 sonuna doğru muhtemel gördüğüm siyasetçi yobazların neden olduğu ekonomik kriz ertelenmiş oldu.
Ancak henüz bitmiş değil.
Çünkü gelen haberler bunu neredeyse teyit etmeye başladı.
Daha
Ocak ayının başlarında yazdığım bir yazıda, Haber Türk’ te yayınlanan “İran sancısı” başlıklı haber eşliğinde
hayli analiz yapmıştım.
Ayrıca
Metin Feyzioğlu' da 20 Aralık 2017'de, davayı takip etmiş ve konu üzerinde
açıklamalarda bulunmuştu.
Görüldüğü
üzere, Türkiye'ye kesilecek çok yüksek miktarda ceza var.
Türkiye
bu cezayı ödeyecek, sanırım 2019 yılın kalmadan ödemek zorunda bırakılacak.
Benzer
örnekler dünyada mevcuttur.
Örneğin,
1.11.2013 tarihinde ABD’nin mortgage şirketi Fannie Mae, Libor faizinde
manipülasyona giderek kurumu zarara uğrattığı gerekçesiyle aralarında Deutsche
Bank’ın da bulunduğu 9 banka aleyhine tazminat davası açmış tazminat almaya hak
kazanmıştı.
Yine
20.5.2014 yılında, İsviçre'nin Credit Suisse bankası, ABD vatandaşlarının vergi
kaçırmalarına yardım ettiği suçlamasını kabul ederek, uzlaşmaya gidip 2 milyar
600 milyon dolar ceza ödemişti.
12
Aralık 2014'te ise, Almanya'nın ikinci büyük bankası Commerzbank'ın ABD'ye
yaklaşık 1 milyar dolar ceza ödeyeceği bildirildi.
Financial Times gazetesinin dış haberler editörü David Gardner, "Halkbank'a kesilecek ceza ödenmezse devletin varlıklarına el konur" diyordu.
Yani ödemeyeceğim diye bir seçeneğiniz yok diyor.
Başka ifadeyle iki ucu b*klu değnek demeye getirerek, "Bir uzman, öderseniz suçu kabul etmiş olursunuz, ama ödemezseniz de uluslararası bankacılık sisteminin dışına atılıp, devlet varlıklarına el konması riskiyle karşı karşıya kalırsınız" diyor.
Şimdi
sırada Türkiye var.
Örnekleri
iyice anlamadan, sırada neden Türkiye olduğunu anlamak elbet zor olacak.
Zeytin
Dalı, Menbiç, Afrin gibi operasyonların Türkiye'ye maliyetini d ilave
ederseniz, 2019 yılında yaşanacağı artık bakar körler ve yandaşlar tarafından
da gizlenemez durumda gelmiştir.
Her
ne kadar bazı yandaş ama Profesör titri taşıyanlar işi sulandırmakta meraklı
görünseler dahi, çok yakında bu söylediklerinden utanacaktır.
Örneğin,
İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. MUHİTTİN KAPLAN adında biri şöyle diyor.
"Zeytin Dalı Harekatı ile Türkiye'nin bölgesinde terör tehdidi istemediğini dünyaya ilan ettiğini, bu durumun da ekonomik açıdan olumlu olduğunu ve sadece yurt içi değil, yurt dışından da yatırımlar ülkeye gelecek" diyor.
"Zeytin Dalı Harekatı ile Türkiye'nin bölgesinde terör tehdidi istemediğini dünyaya ilan ettiğini, bu durumun da ekonomik açıdan olumlu olduğunu ve sadece yurt içi değil, yurt dışından da yatırımlar ülkeye gelecek" diyor.
Peki
kim bu adam?
İstanbul
Üniversitesi'ndeki rektörlük seçiminde, ismi kurayla belirlenip 1 oy alan biri.
Belki
de sonraki Rektörlük seçimleri için göz doldurmaya çalışmış olabilir.
Doğrudan
bir ithamda bulunmadığımı görüyorsunuz, çünkü Sayın Kaplan'ın elinde bir
araştırma olup olmadığını bilemiyorum.
Nihayetinde
bir akademisyenin, elinde veri olmadan konuşması pak akla yatkın değildir.
Öyleyse
Sayın Kaplan'a sormak lazım.
Tüm
bu operasyonların Türkiye'ye maliyetini araştırıp, elinizdeki verilere göre mi
konuştunuz?
Her
neyse, bankaların ödeyeceği cezaya dönersek, ekonomik çöküntü cezayı ödemekle
bitiyor mu?
Elbet
bitmiyor, sadece cezayı ödemek yeterli de değil.
Ceza
ödemekle de olayın bitmediğini, "Bankalar milyonluk cezayı gider yazabilir mi"
başlığına bakarsanız, benim fazla detaya girmeme gerek kalmadan konuyu
anlarsınız.
Son
anımsatmayı da şöyle tamamlayayım.
4.5.2015
tarihinde, TEB’in de ortaklığı bulunan BNP’ye Amerikan Adalet Bakanlığı’nın
açılamasından anlaşıldığı üzere 8,9 milyar dolar ceza kesilmişti.
ABD
tarafından Sudan, İran ve Küba’ya uyguladığı ambargoları ihlal ettiği
gerekçesiyle BNP Paribas’a 8,9 milyar dolar gibi rekor bir ceza ödemesi resmen
karara bağlanmış, BNP Paribas’ın söz konusu ülkelere ABD tarafından uygulanan
ambargonun ihlal edilmesinde rol oynamış olabileceğini kabul etmiş, 8.83 milyar
dolar ceza ve tazminat ödemeyi de üstlenmiş ayrıca mahkeme, son olarak aynı
davaya istinaden 140 milyon dolarlık bir ceza daha verince, toplam miktar 8,9
milyar ceza kesilmiş, BNP Paribas’nın 5 yıl boyunca gözetim altında tutulması
kararı alınmıştı.
BNP Paribas, ayrıca Türkiye'de faaliyet gösteren TEB ile de ortaklığa girmişti.
Linkedin sitesindeki bilgiye
göre, TEB’in günümüzde %55 oranındaki hissedarı TEB Holding A.Ş, 10 Şubat 2005
tarihinde dünyanın 7 inci, Euro bölgesinin 1. bankası olan ve 74 ülkede
faaliyet gösteren BNP Paribas ile ortaklık anlaşması imzalamıştır.
Bu
ortaklık; Türk finans sektörünün saygın ve güçlü markalarından biri olan TEB
ile uluslararası bir marka olan BNP Paribas’ın güç ve deneyimlerini
birleştirmiştir.
Bu
ortaklık anlaşması ile BNP Paribas, halen faaliyet gösteren; TEB Yatırım, BNP
Paribas Leasing, TEB Faktoring, TEB Portföy Yönetimi ve TEB Kosova’da pay
sahibi olmuştur.
BNP
Paribas S.A, Paris merkezli küresel bankacılık kurumu. Firmanın ikinci genel
merkezi Londra'dadır. Ekim 2010'da BNP Paribas, Bloomberg ve Forbes tarafından
dünyadaki en büyük banka ve 3,1 trilyon doları aşan varlıklarıyla en büyük
şirket olarak belirtmiştir. BNP Paribas, Banque Nationale de Paris (BNP) ve
Paribas'ın 2000 yılındaki birleşmesiyle kurulmuştur. Nisan 2009'da BNP Paribas,
Belçika bankası Fortis'in %75'lik hissesini satın alarak Euro
bölgesinin en büyük mevduata sahip bankası olmuştur.
Tüm
bu verilerin ışığında, 2019'da yapılacak olan seçimlerin, yakın gelecekte
patlak verecek ekonomik krizden erkene alınması yeksek ihtimaldir.
Zaten
hükümet kanadı da, "erken seçim yok" derken aslında var demek istediği aşikârdır.
Çünkü
AKP'nin 17 yıldır söyleyip de aksini yapmadığı ne var acep?
Milletin
yararına olup da, söylediğinin arkasında durdu, işte şunu söyledi ve yaptı
diyebileceğiniz bir şey var mı?
Lakin
milletin zararına, ülkenin pazarlanmasına yönelik ne varsa, söylediğini ve dahi
daha da fazlasını yaptı, bu kesin.
Peki,
milletin hayrına ne söylemiş de yapmıştır ki, seçim yok diyecekler ve erken
seçim olmayacak.
Aklınız
kesiyor mu?
Bir
tavsiye.
Erdoğan'ın
"dolar bozdurun" sözüne kandığınız günden bu güne, doların kaç TL
değer kazandığını başka ifadeyle, Erdoğan'a inananların ne kadar kaybettiğini biliyor
musunuz?
Elbet
medya soytarılarından bahsetmiyorum, vatandaştan bahisle soruyorum.
Tüm
bunlara rağmen, Erdoğan'ın, çocuklarının kaç dolar bozdurduğunu bilen var mı?
Peki,
sormak lazım...
Neden
MSB bütçesi yükseltilmişti, anımsayanınız var mı?
2018
yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nda, MSB 2018 yılı bütçesi 40,4
milyar TL olarak neden belirlendi?
2017 yılında savunmaya ayrılan 28 milyar 702 milyon 119 bin TL'lik bütçe, 2018'de yaklaşık yüzde 41 civarında bir artışla 40 milyar 402 milyon 239 bin TL'ye neden yükseltilmişti, burada neyin hesapları yapılmıştı?
2017 yılında savunmaya ayrılan 28 milyar 702 milyon 119 bin TL'lik bütçe, 2018'de yaklaşık yüzde 41 civarında bir artışla 40 milyar 402 milyon 239 bin TL'ye neden yükseltilmişti, burada neyin hesapları yapılmıştı?
Demek
ki Zeytin Dalı Operasyonu o günlerde planlanmış ve ekonomik krizin de ortaya
çıkacağı hesaplanmış olmalı ki, bir erken seçimin yapılması da kaçınılmaz
görülüyor demektir.
Bakınız,
TBMM'de o günlerde ne konuşulmuş, dikkatlerinize sunuyorum.
Plan Ve Bütçe Komisyonu
Konu: 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) İle 2016
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861) Ve Sayıştay
Tezkereleri A) Millî Savunma Bakanlığı B) Savunma Sanayii Müsteşarlığı C)
Akaryakıt İkmal Ve Nato Pol Tesisleri İşletmesi Başkanlığı.
Dönemi: 26 Yasama Yılı: 3 Tarih: 22/11/2017
ERTUĞRUL
KÜRKCÜ (İzmir) - Sayın Bakan, sevgili arkadaşlar, Sayın Başkan; Millî Savunma
Bakanlığı bütçesinin tartışılması bağlamında partimizin tutumunu ifade etmek
için söz aldım.
Her şeyden önce bu savunma bütçesinin daha önceki yıllara nispetle askerî harcamalarda çok büyük bir artışa gittiğini görüyoruz. Neresinden baksanız Millî Savunma Bakanlığı 40 milyar, Savunma Sanayii Destekleme Fonu 15 milyar, çeşitli vergi kalemlerinden gelecek 5 milyar ve eğer buna savunma ve güvenlik faaliyetlerine katılan diğer birimler, Jandarma, Millî İstihbarat Teşkilatı, Sahil Güvenlik Komutanlığı harcamalarını da kattığımızda bütçeden Maliye Bakanlığı dışında en yüksek payı alan bir faaliyetler toplamıyla karşı karşıyayız. Bu bizim için ve Türkiye için bir imkân değil, bir sorun olarak gözüküyor.
Niçin
böyle olduğunu anlatmak isterim.
Birincisi, askerî harcamalar hiçbir zaman hiçbir yerde toplumun üretken faaliyetini desteklemez; tüketen, yerine hiçbir şey koymayan, halkın ve toplumun tasarruflarından götüren harcamalardır.
Bu
açıdan hem üretim perspektifi açısından hem barış perspektifi açısından sürekli
olarak sorun yaratan harcamalardır. O yüzden, bu harcamaların böyle olağanüstü artışını bize izah edebilecek olan toplumun çok
büyük bölümü için geçerli sebeplere ihtiyacımız var.
Örneğin, bir istila tehdidi böyle bir geçerli sebep olabilir.
Bir
uluslararası askerî ambargoyla karşı karşıya kalma,
bir dış tecavüz ve benzeri meseleler bunları düşünülebilir
kılar.
Ancak
benim gördüğüm kadarıyla bunları mazur gösterecek, geçen yıldan bu yıla ya da
dört yıl öncesinden bu yıla bunları mazur gösterecek olan herhangi bir tehdit
artışı algısını ben sizin yaptığınız sunuşta
görmüyorum.
Örneğin,
bu tehdit algılarından bir tanesi Fethullah Gülen terör örgütünün yarattığı
sorunlar ancak bildiğim kadarıyla sizin ortaya koyduğunuz delillere bakarak bu
kalkışmanın tamamen bastırıldığını, bu unsurların saf dışı edildiğini ve
bunların kontrolündeki bütün silahların ve askerî birliklerin geri alındığını,
bunların Silahlı Kuvvetlerden temizlendiğini görüyoruz.
Yani
onlarla birlikte tanklar, toplar, tüfekler, gemiler, füze savunma sistemleri,
uçaklar, helikopterler gitmiş değil; onlar gitmiş, silahlar orada kalmış. tbmm.gov.tr
19.3.2018
A. Dursun

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder