19 Mart 2018 Pazartesi

Ekonomik kriz gelmeden, erken seçim geliyor.


Türkiye, ekonomik krizin eşiğinde, kriz patladı, patlayacak durumda.

2017'de bir erken seçim tahmininde bulunmuştum, ancak bazı operasyon ve manipülasyonlarla 2017 sonuna doğru muhtemel gördüğüm siyasetçi yobazların neden olduğu ekonomik kriz ertelenmiş oldu.

Ancak henüz bitmiş değil.

Çünkü gelen haberler bunu neredeyse teyit etmeye başladı.


Daha Ocak ayının başlarında yazdığım bir yazıda, Haber Türk’ te yayınlanan “İran sancısı” başlıklı haber eşliğinde hayli analiz yapmıştım.



Ayrıca Metin Feyzioğlu' da 20 Aralık 2017'de, davayı takip etmiş ve konu üzerinde açıklamalarda bulunmuştu.



Görüldüğü üzere, Türkiye'ye kesilecek çok yüksek miktarda ceza var.



Türkiye bu cezayı ödeyecek, sanırım 2019 yılın kalmadan ödemek zorunda bırakılacak.



Benzer örnekler dünyada mevcuttur.



Örneğin, 1.11.2013 tarihinde ABD’nin mortgage şirketi Fannie Mae, Libor faizinde manipülasyona giderek kurumu zarara uğrattığı gerekçesiyle aralarında Deutsche Bank’ın da bulunduğu 9 banka aleyhine tazminat davası açmış tazminat almaya hak kazanmıştı.



Yine 20.5.2014 yılında, İsviçre'nin Credit Suisse bankası, ABD vatandaşlarının vergi kaçırmalarına yardım ettiği suçlamasını kabul ederek, uzlaşmaya gidip 2 milyar 600 milyon dolar ceza ödemişti.



12 Aralık 2014'te ise, Almanya'nın ikinci büyük bankası Commerzbank'ın ABD'ye yaklaşık 1 milyar dolar ceza ödeyeceği bildirildi.


Financial Times gazetesinin dış haberler editörü David Gardner, "Halkbank'a kesilecek ceza ödenmezse devletin varlıklarına el konur" diyordu.


Yani ödemeyeceğim diye bir seçeneğiniz yok diyor.

Başka ifadeyle iki ucu b*klu değnek demeye getirerek, "Bir uzman, öderseniz suçu kabul etmiş olursunuz, ama ödemezseniz de uluslararası bankacılık sisteminin dışına atılıp, devlet varlıklarına el konması riskiyle karşı karşıya kalırsınız" diyor.



Şimdi sırada Türkiye var. 



Örnekleri iyice anlamadan, sırada neden Türkiye olduğunu anlamak elbet zor olacak.



Zeytin Dalı, Menbiç, Afrin gibi operasyonların Türkiye'ye maliyetini d ilave ederseniz, 2019 yılında yaşanacağı artık bakar körler ve yandaşlar tarafından da gizlenemez durumda gelmiştir.



Her ne kadar bazı yandaş ama Profesör titri taşıyanlar işi sulandırmakta meraklı görünseler dahi, çok yakında bu söylediklerinden utanacaktır.




 



Peki kim bu adam?



İstanbul Üniversitesi'ndeki rektörlük seçiminde, ismi kurayla belirlenip 1 oy alan biri.



Belki de sonraki Rektörlük seçimleri için göz doldurmaya çalışmış olabilir.



Doğrudan bir ithamda bulunmadığımı görüyorsunuz, çünkü Sayın Kaplan'ın elinde bir araştırma olup olmadığını bilemiyorum.



Nihayetinde bir akademisyenin, elinde veri olmadan konuşması pak akla yatkın değildir.



Öyleyse Sayın Kaplan'a sormak lazım.



Tüm bu operasyonların Türkiye'ye maliyetini araştırıp, elinizdeki verilere göre mi konuştunuz?



Her neyse, bankaların ödeyeceği cezaya dönersek, ekonomik çöküntü cezayı ödemekle bitiyor mu?



Elbet bitmiyor, sadece cezayı ödemek yeterli de değil.



Ceza ödemekle de olayın bitmediğini, "Bankalar milyonluk cezayı gider yazabilir mi" başlığına bakarsanız, benim fazla detaya girmeme gerek kalmadan konuyu anlarsınız.



Son anımsatmayı da şöyle tamamlayayım.



4.5.2015 tarihinde, TEB’in de ortaklığı bulunan BNP’ye Amerikan Adalet Bakanlığı’nın açılamasından anlaşıldığı üzere 8,9 milyar dolar ceza kesilmişti.



ABD tarafından Sudan, İran ve Küba’ya uyguladığı ambargoları ihlal ettiği gerekçesiyle BNP Paribas’a 8,9 milyar dolar gibi rekor bir ceza ödemesi resmen karara bağlanmış, BNP Paribas’ın söz konusu ülkelere ABD tarafından uygulanan ambargonun ihlal edilmesinde rol oynamış olabileceğini kabul etmiş, 8.83 milyar dolar ceza ve tazminat ödemeyi de üstlenmiş ayrıca mahkeme, son olarak aynı davaya istinaden 140 milyon dolarlık bir ceza daha verince, toplam miktar 8,9 milyar ceza kesilmiş, BNP Paribas’nın 5 yıl boyunca gözetim altında tutulması kararı alınmıştı.

 BNP Paribas, ayrıca Türkiye'de faaliyet gösteren TEB ile de ortaklığa girmişti.


Linkedin sitesindeki bilgiye göre, TEB’in günümüzde %55 oranındaki hissedarı TEB Holding A.Ş, 10 Şubat 2005 tarihinde dünyanın 7 inci, Euro bölgesinin 1. bankası olan ve 74 ülkede faaliyet gösteren BNP Paribas ile ortaklık anlaşması imzalamıştır. 



Bu ortaklık; Türk finans sektörünün saygın ve güçlü markalarından biri olan TEB ile uluslararası bir marka olan BNP Paribas’ın güç ve deneyimlerini birleştirmiştir. 



Bu ortaklık anlaşması ile BNP Paribas, halen faaliyet gösteren; TEB Yatırım, BNP Paribas Leasing, TEB Faktoring, TEB Portföy Yönetimi ve TEB Kosova’da pay sahibi olmuştur.



BNP Paribas S.A, Paris merkezli küresel bankacılık kurumu. Firmanın ikinci genel merkezi Londra'dadır. Ekim 2010'da BNP Paribas, Bloomberg ve Forbes tarafından dünyadaki en büyük banka ve 3,1 trilyon doları aşan varlıklarıyla en büyük şirket olarak belirtmiştir. BNP Paribas, Banque Nationale de Paris (BNP) ve Paribas'ın 2000 yılındaki birleşmesiyle kurulmuştur. Nisan 2009'da BNP Paribas, Belçika bankası Fortis'in %75'lik hissesini satın alarak Euro bölgesinin en büyük mevduata sahip bankası olmuştur.



 Tüm bu verilerin ışığında, 2019'da yapılacak olan seçimlerin, yakın gelecekte patlak verecek ekonomik krizden erkene alınması yeksek ihtimaldir.



Zaten hükümet kanadı da, "erken seçim yok" derken aslında var demek istediği aşikârdır.

Çünkü AKP'nin 17 yıldır söyleyip de aksini yapmadığı ne var acep?



Milletin yararına olup da, söylediğinin arkasında durdu, işte şunu söyledi ve yaptı diyebileceğiniz bir şey var mı?



Lakin milletin zararına, ülkenin pazarlanmasına yönelik ne varsa, söylediğini ve dahi daha da fazlasını yaptı, bu kesin.



Peki, milletin hayrına ne söylemiş de yapmıştır ki, seçim yok diyecekler ve erken seçim olmayacak.



Aklınız kesiyor mu?



Bir tavsiye.



Erdoğan'ın "dolar bozdurun" sözüne kandığınız günden bu güne, doların kaç TL değer kazandığını başka ifadeyle, Erdoğan'a inananların ne kadar kaybettiğini biliyor musunuz?



Elbet medya soytarılarından bahsetmiyorum, vatandaştan bahisle soruyorum.



Tüm bunlara rağmen, Erdoğan'ın, çocuklarının kaç dolar bozdurduğunu bilen var mı?



Peki, sormak lazım...



Neden MSB bütçesi yükseltilmişti, anımsayanınız var mı?



2018 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nda, MSB 2018 yılı bütçesi 40,4 milyar TL olarak neden belirlendi?
2017 yılında savunmaya ayrılan 28 milyar 702 milyon 119 bin TL'lik bütçe, 2018'de yaklaşık yüzde 41 civarında bir artışla 40 milyar 402 milyon 239 bin TL'ye neden yükseltilmişti, burada neyin hesapları yapılmıştı?



Demek ki Zeytin Dalı Operasyonu o günlerde planlanmış ve ekonomik krizin de ortaya çıkacağı hesaplanmış olmalı ki, bir erken seçimin yapılması da kaçınılmaz görülüyor demektir.



Bakınız, TBMM'de o günlerde ne konuşulmuş, dikkatlerinize sunuyorum.



Plan Ve Bütçe Komisyonu Konu: 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/887) İle 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/861) Ve Sayıştay Tezkereleri A) Millî Savunma Bakanlığı B) Savunma Sanayii Müsteşarlığı C) Akaryakıt İkmal Ve Nato Pol Tesisleri İşletmesi Başkanlığı.


Dönemi: 26 Yasama Yılı:  3 Tarih: 22/11/2017



ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Sayın Bakan, sevgili arkadaşlar, Sayın Başkan; Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin tartışılması bağlamında partimizin tutumunu ifade etmek için söz aldım. 


Her şeyden önce bu savunma bütçesinin daha önceki yıllara nispetle askerî harcamalarda çok büyük bir artışa gittiğini görüyoruz. Neresinden baksanız Millî Savunma Bakanlığı 40 milyar, Savunma Sanayii Destekleme Fonu 15 milyar, çeşitli vergi kalemlerinden gelecek 5 milyar ve eğer buna savunma ve güvenlik faaliyetlerine katılan diğer birimler, Jandarma, Millî İstihbarat Teşkilatı, Sahil Güvenlik Komutanlığı harcamalarını da kattığımızda bütçeden Maliye Bakanlığı dışında en yüksek payı alan bir faaliyetler toplamıyla karşı karşıyayız. Bu bizim için ve Türkiye için bir imkân değil, bir sorun olarak gözüküyor



Niçin böyle olduğunu anlatmak isterim.


Birincisi, askerî harcamalar hiçbir zaman hiçbir yerde toplumun üretken faaliyetini desteklemez; tüketen, yerine hiçbir şey koymayan, halkın ve toplumun tasarruflarından götüren harcamalardır. 



Bu açıdan hem üretim perspektifi açısından hem barış perspektifi açısından sürekli olarak sorun yaratan harcamalardır. O yüzden, bu harcamaların böyle olağanüstü artışını bize izah edebilecek olan toplumun çok büyük bölümü için geçerli sebeplere ihtiyacımız var



Örneğin, bir istila tehdidi böyle bir geçerli sebep olabilir. 



Bir uluslararası askerî ambargoyla karşı karşıya kalma, bir dış tecavüz ve benzeri meseleler bunları düşünülebilir kılar. 



Ancak benim gördüğüm kadarıyla bunları mazur gösterecek, geçen yıldan bu yıla ya da dört yıl öncesinden bu yıla bunları mazur gösterecek olan herhangi bir tehdit artışı algısını ben sizin yaptığınız sunuşta görmüyorum



Örneğin, bu tehdit algılarından bir tanesi Fethullah Gülen terör örgütünün yarattığı sorunlar ancak bildiğim kadarıyla sizin ortaya koyduğunuz delillere bakarak bu kalkışmanın tamamen bastırıldığını, bu unsurların saf dışı edildiğini ve bunların kontrolündeki bütün silahların ve askerî birliklerin geri alındığını, bunların Silahlı Kuvvetlerden temizlendiğini görüyoruz. 



Yani onlarla birlikte tanklar, toplar, tüfekler, gemiler, füze savunma sistemleri, uçaklar, helikopterler gitmiş değil; onlar gitmiş, silahlar orada kalmış. tbmm.gov.tr

19.3.2018

A. Dursun

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder