4 Mayıs 2015 Pazartesi

Ahlaksızlar işçileri de ötekileştirdiler, türbanlı-türbansız işçi ahlaksızlığı.


Ahlaksızlar işçileri de ötekileştirdiler, türbanlı-türbansız işçi ahlaksızlığı.

Allah'a ibadeti başınıza bela haline getirmeyin.pdf
(Ebu Derda. Kitâb-üz-Zühd ver-Rekâik. 541)

İnsan, ahlakını yitirip, kendini salt din kökenli yaşama adadığı hele de payelenmeye çalıştığı andan itibaren, yaptığı hataların ahlakla bağdaşıp bağdaşmadığını da ayıramaz olur.


Muhterem eleştirdiğini sanmış ama kimi eleştirdiğinin dahi farkında değil.

Örneğin;

“Marks” diyeceksin. “Lenin” diyeceksin.

Tüm kutsalları inkâr edeceksin.

Bu ifadeye Marx ve Lenin nasıl oturuyor anlamak mümkün değil.

Muhterem kendileri gibi önüne gelene tapıldığını sanmaktadır.

Çünkü yıllardan beri Komünizm düşmanlığından beslendiler, komünizm namussuzluktur dediler, “Komünistler evlerine eşlerini başkalarıyla ilişkisini gördüklerinde, pardon der eve girmezler” diye anlattılar.

Haliyle bu beyinlere Komünizmin bir ekonomik model olduğunu artık anlatamazsınız.

Devam ediyor muhterem…

Sonra İslam’ın kutsalı Kâ’be’yi kopya edip, kendine yeni bir kutsal icat etmeye kalkacaksın!

Hem nasıl kutsal icat etme...

Her yıl tartışılıyor.

Kâ’be’yi kopyalayan da , pasta yapıp mum üfleyen de yandaşlarınız değil mi? O zaman neden diye sormadınız?

Bunu biz de eleştirdik, üstelik dini inanışları olmayan biri olarak en başta ben eleştirdim ancak burada senin kimi eleştirdiğinin farkında olduğuna inanmıyorum.

Ya farklı bir cemaatten payeleniyorsun ya da AKP karşıtlarına çatmayı düşünüp bir anda yan çiziyorsun.
Zira daha aşağıda AKP’nin “Taksim’de gösteriye izin vermeyeceğiz” söylemini açıkça destekliyorsun.

Burada şaşkın bakkal tiplemesi ortaya koyuyorsun ancak, şimdilerde buna mürit deniyor.

Yıllardır ötekileştirmekten, itilip-kakılmaktan isyan bayrağı açan sizler, ne oldu da şimdilerde türbanlı-türbansız işçi ayrımına girebildiniz?

Muhteremin ifadelerine göz atalım.

Bakıyoruz, olayları kışkırtanlara...

Sokaklarda polise direnenlere...

Parmakları ojeli...

Yüzleri makyajlı bayanlar...

Marka ayakkabılı baylar...

Marka montlu gençler...

İnsanın haykırası geliyor...

“Sizin nereniz işçi?”

Bunlar olsa olsa... İşçi sırtından sömüren, kapitalistler olmalı...

Ne yani, sen işçidir dediğinde işçi olunacak, değildir dediğinde kapitalizmin militanları mı?

Efendi, işçilik vahiyle gelen bir vasıf değil, bileğinin gücüyle alınan, her damlasında helal kazanç elde edenlerin üstlendiği vasıftır.

İnsanlar helal kazanıyorsa ister ojeye verir, ister markaya isterse makyaja.
Sizin için ojenin, makyajın bir özelliği olmayabilir, başkaları sizler gibi KARAÇARŞAFI eşlerine layık görmeyebilir, çalışan hakkını alıyor mu ondan neden bahsetmiyorsun, ojenin, makyajın seni ilgilendiren yönü nedir, kıskanıyorsan sen de tercihini bu yönde kullandırabilirsin, yok özeniyorsan o seni ilgilendirir, ulu orta neden bunları eleştiriyorsun, başka ne anlam ifade eder ki?

Üstelik peygamberinin uzun saçlı, gözleri sürmeli, bakımlı, temiz giyimli olduğu gerçeğini de bilmezden geliyorsun.


Nasıl ki bacımın türbanı diye bağırıp saygı istediysen, başkalarının eşlerini kurcalamayacak, sana gösterilen saygı kadar onlara da göstereceksin.

Sen kendi kazandığından sorumlusun, çekin elinizi milletin cebinden.

Muhterem hızını alamamış, salladıkça iştaha gelmiş ki, kendisini durduramıyor.

Şöyle devam ediyor.

Yoksa.
Asgari ücretin 1.000 TL olduğu bir ülkede...
Ortalaması itibari ile 1.300-1.500 TL aylık alan hangi işçi...
Tırnağına oje sürmeyi düşünür? Saçını boyatabilir?
Hangi işçi, marka ayakkabı almayı başarabilir?

Burada had safhada hata yapıyorsun.

Bu hata sadece sana ait de değildir, tüm yandaş koro aynı hatayı (-ki artık takıyye olduğunu biliyoruz) defaten yapmakta mahsur görmüyorsunuz.
Gezi olaylarını anımsıyor musunuz?
O tarihte bunun bir provokasyon olduğunu söylediğimde en yakın dostlarım bile tepki göstermişlerdi, daha sonra Kabataş olayları ortaya çıkmıştı, hani şu türbanlı bacı masalı.
Tüm bunlarda sessizliğini koruyanlar şimdilerde olup olmadık açıklamalar yapıyor.

Örneğin; Oktay Kaynarca denen şahıs ATV’de diziye başlayacağı ve ATV’nin yandaş medya olmasından ötürü günah çıkarmaya kalkar gibi, bazı gerçekleri çok önceden gördüğünü söylemiş.
“Paralel Yapılanma da modern mafya. Bunu daha önce de dile getirdim. Ama bazıları benim durduğum yere sonradan gelmiş olabilir” demiş.

İyi de ATV’de diziye başlayacak olman bu açıklamayı yapmana sebep olmuş olmasın diye sormak geliyor içimden.

Bunlardan başka bir örneği ise Aydın Doğan oluşturmuş.
Doğan grubuna bağlı CNNTürk'te Gezi olayları sırasında penguenlerle ilgili belgesel gösterilmesi konusunda “tam bir şapşallıktı” demiş.

Çıkara dayalı yandaşlık alenen körlüğe sebep olur, bu körlüğün son örneklerinden birini de BBC'de yayınlanan bir habere yandaş basının koro halinde saldırmasında görmüştük.

Somalı ve türbanlı iki kadın maden faciasından AKP'yi sorumlu tutuyor ve seçimlerde işten çıkarma tehdidiyle işçilerden oy alındığını söylüyordu.





Yandaş Yeni Şafak, Sabah, Takvim, Star gibi gazeteler ve Fuat Avni’nin dediği AK Trollerin kol gezindiği internet siteleri haberi “ikinci müftünün karısı olayı” şeklinde duyurmuşla,  BBC'nin kışkırtıcılık yaptığını söylemişlerdi.


O iddialara yanıt, "BBC Türkçe haberinin arkasındadır" şeklinde verilmişti.

BBC Türkçe editörü Murat Nişancıoğlu, Soma'da AKP'ye tepki gösteren madenci yakını kadınlarla ilgili haberin "tezgâh" olduğu iddialarıyla ilgili Twitter'dan açıklama yaptı. Nişancıoğlu, "BBC Türkçe, muhabirinin ve haberinin arkasındadır" dedi.

Daha sonra Eğitim-Sen konu hakkında, “Yandaş medyanın yalan haberleri gerçeklerin üstünü örtemeyecektir” şeklinde açıklama yapmıştı.



Dediğim gibi, kazanç-inanç ticareti böyledir, insanı olur olmadık yerde hataya sürükler.

Ancak aslında sizin yaptığınıza hata bile diyemem, alenen provokatörlük yapıyor, yazından vıcık vıcık damlalar akıtıyorsun.

Asgari ücreti ne Cumhurbaşkanınız ne siz bilmiyorsunuz, bu gayet normaldir çünkü herkes oturduğu yerden vıcık vıcık kazanamıyor.

Asgari ücret brüt 1.201,50 TL, net 949,07 TL ve ikinci dönemde brüt 1.273,50 TL, net 1.000,54 TL olacak.

Asgari ücrete 1.000 TL derken senin için 50.93 TL’nin önemli olmadığı buradan anlaşılıyor.

Gözü olanın gözü çıksın, daha çok kazan, dileğim bu olabilir ancak konuşurken biraz ilah saygısı varsa 50,93 TL’nin nasıl kazanıldığını bir öğren öyle yaz.

50,93X30= 1.527,9 TL eder.

Yani senin önemsiz gördüğün miktarı günlük bir işçi alırsa ancak bu kadar ücret alabilir.

Oysa asgari ücretli günlük 31,63 TL’ye çalışıyor ve sen rakamları aklınca yuvarlayarak şirin görünme operasyonuyla işçinin 1.500 TL alabildiğini iddia ediyorsun.

Dikkat edersen bu rakama ikinci dönemde dahi ulaşamayarak 1.000,54 TL net ücret alacak.
İnsan bu denli açıklamadan sonra sanırım biraz sıkılır.

Muhterem meydanı boş bulunca sallamaya devam etmiş.

Diyor ki;
Gösteri yapıp da, ne kazanıyorsunuz ki?

Cebinize bir şey mi giriyor?

Hımmmm, bütün mesele ne kadar kazanç sağlanması olunca işin rengi de ortaya çıkıvermiş.

Elbet insan yaşamını idame ettirmek için bir şeyler kazanmalı, helal kazananın kimse eline su bile dökemez, bunda sorun yok.

Lakin vıcık vıcık kazanmaya doğru gittiğinde arık ne kazandığın sorusu gündeme gelir.

Efendi, işçinin kazancı senin kazancınla kıyaslanabilir mi?

Zaten işçinin kazancını küçümsemiş aşağılamışsın, ancak onun alın terini aşağılamaya hakkın yok, senin değil hiç kimsenin bu hakkı yoktur.

İnsanlar haklarını alamıyorsa, şikâyetleri varsa ve kimse onları dinlemiyorsa elbet ki bir şekilde gösteri yapacak, sesini duyuracaklar.

Cuma çıkışlarında “Şeriat isterüüüüük, Hak yol İslaaaaaam, bacılarımızın türbanlarına kalkan eller kırılsııııın…” gibi sloganlar sana bir yerlerden tanıdık geliyor mu?

Peki, o günlerde, “türbana özgürlük” mücadelesi vermen için sen ne kadar kazanıyordun, bir de bunu açıklasana.

Demek ki insan konuşurken bin düşünüp bir konuşacak, yok öyle üç kuruşa beş köfte, o devirler kapandı.

Ülkenin kaymağını yiyenlere nasıl karşı durduysak şimdilerde yeni kaymak yalayıcılarına da karşı duracağız, milletçe kurtuluşun, kalkınmanın yolu “DÜRÜSTLÜK” ilkesine duyulan sadakatten geçer.

Sen şimdi o yazına dön ve münasip bir lisanla, kadın işçileri türbanlı-türbansız ayırdığım için özür dilerim diye bir not yaz.



Başörtüsünü Sümerlerde fahişeler takardı

KARAÇARŞAFIN TARİHÇESİ

Aksi halde bu yazı yüz kızartıcı bir not olarak tarihteki yerini alacak, henüz vakit geçmiş değildir.

 04.5.2015

Ahmet Dursun


Yalakalık geni bulundu.



Başörtüsünü Sümerlerde fahişeler takardı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder