Bakacağız, biz
yesek dahi Kur'an yiyor mu göreceğiz.
Tabiî ki
Müslüman her daim olduğu gibi görmez, duymazları oynayarak sadece hamd
edecek ama onlar Müslüman olarak kalacak ben dinsiz.
7/179
diyor ki; lehum(vardır),kulubun(kalpler), a'yunun(gözler), azanun(kulaklar),
lâ yubsırune(görmezler), la yesmeune(işitmezler), ke el en'ami(davar
gibi-hayvanlar gibi), ulaike(işte onlar), hum el gafilune(gafiller)
A’RAF: 179. Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. Davarlar gibidir işte onlar; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.
21/93 diyor ki; ve tekattau(ve böldüler), emre-hum(onların emirleri-devlet kuralları), beyne-hum(kendi aralarında)
ENBİYA: 93. Kendi
aralarında /din ve devlet / işlerinin
birliğini bozdular. Hâlbuki hepsi bize döneceklerdir.
59/7 diyor ki; zi(sahip
olanlar), el kurba(yakınlar, akrabalar), ve el yetama(ve yetimler),bve el mesakini(ve
miskinler), ve ibni es sebili(ve yolcular), key la yekune(olmaması için),
duleten(elden ele dolaşan mal, servet), beyne(arasında), el agniyai(zenginler),
min-kum(sizden), intehu(vazgeçin)
HAŞR: 7
Allah'ın, ülkeler halkından Peygamberine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber,
yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir
devlet olmasın.. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne
yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.
MERYEM: 42 Hani babasına demişti: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?"
BU İNSANLARIN NE İŞİ VAR ALLAH İLE ARAMIZDA?
Veyis Ateş: İddia şu; uluslarası önemli bir markanın s500 bir aracı satın alıyorsunuz. Bunun piyasa fiyatı 976 bin o zaman ki dolar kuruyla. Devlet malzeme ofisine yüzde 4 komisyon ödeyip hızlıca alınsın diye bir fiyat ödüyorsunuz, bu daha yüksek bir rakama çıkıyor.
Ankara'da devlet gerekliği içinde herhangi bir genel müdürlüğe, müsteşarlığa, bakanlığa bir makam aracı nasıl tahsis ediliyorsa o şekilde bundan birkaç ay önce Diyanet İşleri Başkanlığı'na böyle bir aracın tahsis edildiği doğrudur. Bu haber ilk önüme geldiğimizde Moskova'da bir toplantıdaydım.
Bakanlar Kurulu sadece kurumlara, izin veriyor. O izni sadece Diyanet İşleri Başkanlığı'na vermiyor, Hakkari valisi'ne de Siirt Valisi'ne de veriyor.
Talep sizden mi geldi?
Bizden geldi, burası Diyanet İşleri Başkanlığı bir ihtiyaç var.
"EDEP EL VERMEDİĞİ İÇİN DAHA ÖNCE KONUŞMADIM"
Edep el vermediği, bu makamın mehabeti, bu kurumun saygınlığı pek çok şeyi konuşmayı engellediği için ilk defa konuşuyorum. Nasıl bir süreç yaşadık bunu anlatmam gerekiyor.
Haber şöyleydi, Diyanet İşleri Başkanı'na Diyanet Vakfı'nın (Cami önlerinde toplanan para ile) 1 milyon dolarlık zırhlı bir araç alındı. Ertesi gün tekzip edildi. Sadece şöyle değiştirildi; Vakıf parasıyla değil, milletin vergileriyle. Ama düzeltme yapılmadı. Sonra mahkemeye gidildi, Diyanet mahkemeyi kazandı. Gazete üst mahkemeye gitti, yine Diyanet kazandı. Tekzipte bunun doğru olmadığı vardı. 16. sayfada küçük bir şekilde yer aldı.
Kamu kurumları herhangi bir şey aldığında, her türlü vergiden muaf olduğunu herkes bilir. Devletin ona ne ödediğini herkes bilir. Mesele daha başka. Eş zamanlı Papa, Diyanet İşleri Başkanlığı'nı ziyaret etmişti. Bütün gazetelerde çok mütavazi bir Papa, çok kibirli, israfa boğulmuş, devletini zarara uğratmış bir Diyanet İşleri Başkanı imajı.
Aynı haberin sonra S. Arabistan'daki üç büyük gazetede yayınlatıldığını öğrendim. Bu bir algı operasyonuna dönüştürüldü. O araca bir gün bile binmedim.
Bir kurumun ve o kurumun başındaki insanı itibarsızlaştırmak için bir araç olarak kullanıldı. Bunu gördüğüm an benim için o araç bir mezara dönüştü. Ben bir gün daha o araca binmedim. Biz yanlış yapıldığı için o araca binmemezlik yapmadık. Yapılan iş doğru bir iştir. Diyanet İşleri Başkanlığı'na böyle bir aracın tahsis edilmesi, normaldir.
Araç kesinlikle zırhlı değil. Bana arkadaşlar "Hocam zırhlı almak istiyoruz" sarıkla cübbe kadar büyük bir zırh mı olur. Ben sadece aracın alınma sürecinden zırh meselesinden haberdar oldum. Hiçbir aracın markasını bilmem.
Eski aracı tamir ederek onunla idare etmeye, yürümeye devam ediyoruz.
3 ay sonra daha enteresan bir şey oldu. Bu sefer başka bir gazete "Hoca, arabasına oyun siparişleri vermiş" bir de bunun üzerinden başladı. 2011 yılında uydurulmuş bir sayısay raporu üzerinden hiç yapılmamış bir şahsıma istinat edildi. Onları edebimden telaffuz edemiyorum. (Jakuzi iddiaları)
Sıradan bir haber olmadığını gördüm, bu araç artık benim için bir mezardır, ben mezara girmeyi istemiyorum. Binmedim. Bir müddet geçti, bunun üzerinden Diyanet İşleri Başkanlığı'nı itibarsızlaştırmak için sadece medya değil, buarada siyasetçiler bunu soru önergelerine çevirdiler buna yanıt verildi.
Elbette o araç iade edilecektir, ibret-i alem olsun diye. Bir araç alımı üzerinden yapılan bu kadar yalan bu kadar iftira, itibarsızlaştırmadan dolayı o araç gidecektir. Biz hizmetimizi başka araçlarda yaparız. Lüks, israf bunları isnat etmek, bir tanesi doğru olsa bu bembeyaz sarığa toz kondurmamak için bunun gereğini yapardım zaten.
(Jakuzi iddiaları) Ben hayatımda bu nedir bilmem. Böyle bir şey olabilir mi? Bunlar yalan ve iftiradır. haberturk .com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder