Bunun sırlarını, deşifresini çözmek için, akademik düzeyde bilgi sahibi olmanıza gerek yoktur.
Erdoğan'a okutturulan metinleri dikkatle tetkik edecek olursanız, eminim ki bunu siz de fark edeceksiniz.
Hani çocukken oyun oynardık, kulaktan kulağa oyunu.
İlk söyleyen, "bir paket çikolata" derdi, sonuncu kişiye geldiğinde "Ali senin için kötü söyledi" sonucu çıkardı ve Ali bir anda düşman listesine girerdi.
Nereden böyle bir sonuç çıktığını artık anladık ki, herkesin her olayı algılama şekli farklıdır.
İstihbarat birimleri de, belirli kişilerle sürekli görüşmenin, hele de dünyayı saran kamera ve teknoloji çağında ne kadar zor olduğunu bildiğinden, ele geçirdikleri üzerindeki hâkimiyetini, onlara verdikleri metinler üzerinden pekiştirmektedir.
Yıllardır Erdoğan'ın, daha sonra Bahçeli'nin, camdan okuma sanatçısı olanların % 99'unun, bu akıbetten kurtulamadıkları artık bir gerçektir.
İyi de, bunu nasıl yapıyorlar?
Erdoğan'ın camına koyanlar, metinlerin içinde Erdoğan'a anlamını bile bilmediği cümleleri okutuyorlar.
Erdoğan daha sonra, ben öyle demedim, ispat etmeyen şerefsizdir gibi ikilemlere düşmek durumunda kalıyor.
Sonuncu "güncelleme" ve dahi tekzip olayında da bu yaşanmıştır.
Bakalım öyleyse neymiş bu ifade.
TDK'ye göre Güncel...
Sıfat, Günün konusu olan, şimdiki, bugünkü (haber, olay vb...), aktüel. Güncellemek, bugünkü duruma getirmek.
Bakanları her ne kadar zam için, Erdoğan ise yasaklamalar için güncelleme diyorlarsa dahi, güncelleme gerçek anlamıyla, "güne uygun şekle getirmek yoluyla, eskiyle olan bağını kopartmak" demektir.
Konuşmasını dikkatlice dinlerseniz, güncellenecek olanın, nasıl yapılacağının da açıklandığını görebilirsiniz.
Örneğin İslam'ı güncellemek hakkında, yine önceki konuşmasında (dakika 28:44), "İslam'ı 14,15 asır öncesi hükümleriyle uygulayamazsınız, böyle bir şey yok" dediği gibi, işi aslında peygamberi dışlamaya, kendisini peygamber ilan etmeye getiriyor.
Yine anımsarsanız, "16 Nisan'da yeni peygamber seçeceksiniz, bilmiyorduk demeyin" başlığında da (dakika 00:40) "Nur Mağarası’ndaydı değil mi, hani geliyorlar sevgili peygamberimiz Ebubekir Sıddık ile orada ama mağaranın kapısını örümcek örüyor..." teşbihi ile peygamberlik iddialarını kendi sesinden görmüştük.
Peygamberi dışlamak, aslında bir mezhepsel mücadelenin temellerini oluşturur.
Şii ve Sünni temelli ayrışımın asıl noktasıdır bu.
Şiiler, fetva ya da sünnetin kişi öldüğünde sona erdiğini kabul ederler.
Sünniler ise, kişi ölse dahi devam ettiğine inanırlar.
Yazık ki, Şii ve Sünni kavgasının temelini bunun oluşturduğunu çok az kişi bilmektedir.
Bunlar yetiştirilirken öncelikle bu bilgi temeli üzerine eğitim alarak yetişirler.
İşte Erdoğan'da "İslam Güncellenmeli" açıklamasına yeni katkılar, tekzip getirirken, aslında buna değinmiş olduğunu, lakin anlayanın çok az sayıda ve belirli bir kesim olduğunu düşünüyorum.
Aşağıdaki konuşmanın 1:08 dakikasına bakarsanız, bunu çok net görebileceksiniz.
Dün yazmıştım, Sözcü İbrahim Kalın Efendi hesabından, Erdoğan'ı düzeltmeye (tekzip) çalışmış, bir nevi ayar vermişti.
Ülkenin % 99,9’u gerçekten Müslüman olsaydı, sizi Fettoş bile kurtaramazdı.
Sayın Kalın, Mecelle'nin ne olduğunu bilmediğiniz gibi halkın bilgisizliğinden yaralanma isteğiniz vahim tablo oluşturuyor, çünkü bu ifade tamamen teknik olmakla beraber, akademik düzeyde olmayanların anlayamayacağı ifadedir ki, Erdoğan'ın konuşmasına birden bire Kalın'ın sözleriyle girmesi, düzeltmenin kim ya da kimler, hangi yerler tarafından yapıldığını açıklığa kavuşturuyor.
Efendi hazretleri, boşuna masal anlatmayın, gerçekten ifadeniz soyadınız gibi, Erdoğan Efendi'ye birkaç numara birden kalın gelmiştir.
Acaba Erdoğan'ın Vatikan ziyaretinde parmağınız nasıl oynamıştı, sahi bilen var mı?
Bu ahmakça açıklamaların, ülkede mezhepsel çatışmayı, bir nevi iç savaşı körükleyeceğini, OPUS DEI örgütü bilmekte midir?
OPUS DEI teşkilatı bu açıklamanın neresinde bulunmaktadır, neyi amaçlamıştır da, Erdoğan gibi kitap bile okumayan birinin camına, bu metinleri koyup okumasını sağlamanızı sizlere dayatmıştır?
Erdoğan'a bir tehdit mi vardır, bu tehdit KaçAK Saray'ın en derin odalarında kilitli mi tulunmaktadır, tehdit sadece Erdoğan'a mı, onun üzerinden doğrudan Türk Milleti’ne midir?
Siz Erdoğan’ı ahmak yerine mi koyuyorsunuz, bir şey bilmez yerine mi?
Ok, yaydan bir kez çıkmıştır, gayri hedefi bulana kadar gitmelidir, aksi halde ok bumeranga döner, gelir sizi bulur.
Muhakkak ki, gerçekler ortaya çok yakında çıkacaktır, şüpheler boş yere oluşmaz.
42/53’de diyor ki, ilallahi tesirul umur (Her şey Allah’a, aslına ulaşır/aslına rücu eder)
Bakacağız, doğru mu demiş, sallamış mı göreceğiz.
Geçen ki yazılarımda belirtmiştim, biri çıksa dese ki, “peygambere vahi geliyordu, sünnettir bana da vahi geliyor” dese ne diyeceksiniz?
İşte sadece peygambere özel olan naslara, hasais-i nebi (peygambere özel) denir.
Örneğin 33/50'de, ahlelna leke ezvace (zevceleri yalnız sana) diyor, devamında nebiyyu en yestenkihaha halisaten leke min dunil mu’minn, kad alimna ma faradna (başka mü’minlere değil, sana özel olarak kıldık) diyor.
Neyi kıldık diyor?
Birden fazla kadınla evlenmeyi elbet ki.
Ancak İslam dünyasının zenginlerine (İslami sosyete) bakarsanız, hepsi kendilerini peygamber zannederek, en az 4 karı (onların tabiri öyle) almışlar.
Kalın Efendi'nin söylemi, Mecelle-i Ahkâm üzerinedir.
Bu ifadeye 2005 yılında Taha Akyol'da değinmişti.
Ben de, 2009 yılındaki bir yazışmamızda konuya, "Hıyar Hakları" açısından biraz iğneleme yollu değinmiştim.
Konu hakkında dosyalara göz atmak isteyenler, aşağıdaki vereceğim dosyalara bakabilir.
Kalın'ın bu yazısının tarihine dikkat edin ve Erdoğan'ın üstteki videoda dakika 1:23'teki konuşmasına özellikle dikkat edin.
Dakika 1:27'ye gelene kadar okuma hızında değişim yok, Mersin Milletvekili İsa Gök'ün tespitindeki gibi, Özal'a eğitim veren gruptan aldığı camdan okuma dersi güzel gidiyor.
Ta ki 1:25'de, "Mecelle Kaidesidir" dedikten sonraki, mimik ve jestlere dikkat edin.
Kendisine, ne kadar yabancı ifadeler kullandırıldığının farkında olarak, kaşlar çatılıyor, tüm dikkatleri bu kelimeler üzerine yoğunlaşıyor ve konuşma hızı düşüyor, teker teker, dili dolaşmaması için bir kez daha tekrar etmemeye ve asla yanlış telaffuz etmemeye gayret ediyor.
Devamındaki okuma tekniği de, Kalın'ın yazıp verdiği metni okuyana kadar, aynı sıkıntı devam ediyor.
Ta ki, 2:01'de, "sabit olan nasları uygun şekilde yenilemezsek" diyene kadar.
Lakin orada bile bir kazık yiyor.
Dikkat ederseniz, sabit olan naslar diyor, yani üstte Kur'an'ın kesin değişmez kaideleri naslar dediğini unutuyor, birden bire bir merkeze mesajını eksik etmeyecek tarzda, "meraklanmayın, toplumu uyuttuk, ancak bilin ki, Kur'an'ın değişmez kurallarını da değiştireceğiz, tasalanmayın, sadece zaman verin" (sifon olayı) demek istiyor.
Elbet bunun kendisi farkında değil, çünkü ne dediğini asla bilmiyor, epilepsi ilacı sayesinde kuzu gibi, camına konanı okuyor.
twitter-ikalin
لاَ يُنْكَرُ تَغَيُّرُ اْلاَحْكَامِ بِتَغَيُّرِ اْلاَزْمَانِ
(Lâ yünker’t-teğayyürü’l-ahkâmi bi’t-tegayyür’l-ezmân)
“Ezmânın tagayyürüyle, ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz.”
Burada bir alıntı ile biraz duraklayalım ki, söylenenin içeriğini daha net kavrayalım..
.../...
Yâni; nass ile sabit olmayan ve ahkâmı asliyeden bulunmayan bir kısım cüzi hükümler, zamanın değişmesiyle değişebilir. Yoksa kati nasla sabit olan hükümler zamanın tegayyürü ile değişmez.
Meselâ: Daha önceki fukahânın reylerine göre satın alınacak evin bir odasını görmek kâfi olup, müşterinin diğer odaları sonradan görmesinde hıyarı rü'yet (görme muhayyerliği) yoktur.
Daha sonraki fıkıh âlimlerinin reylerine göre ise evin her odasını görmek lazım olup bütün odaları görünceye kadar muhayyerlik devam eder. Bu değişme delil ve hüccete dayanan bir hükme müteallık olmayıp belki inşaat hakkında örf ve âdetin ihtilafından doğan bir haldir ki, evvelki zamanlarda evlerin odaları bir tarzda ve aynı büyüklükte yapıla geldiğinden birini görmekle hepsini görmüş sayılmakta iken, sonraları evlerin inşaat tarzı değiştiği için her odasını görmek lazım gelmiştir.
***
Bunları başkalarının 'sünnettir!' diyerek yapmaları meşru değildir. Ancak bu hususlar muayyen ve sayıca da mahdududur. Bunların Hazret-i Peygamber'e mahsus olduğu nasıl bildirilmişse, nasslar da zamanla mukayyed (sınırlı-bağlı) olsaydı, bunun da bildirilmesi icap ederdi. Nitekim Kur'an-ı Kerim ayetlerinde olduğu gibi, bazı sünnet-i nebevîde de nesh cereyan etmiştir. Nesh cereyan etmeyen hususlarda, sonra gelenlerin tarihsellik iddiaları, mesnetsiz kalmaktadır.
ISLAM HUKUKUNDA DEĞİŞMENİN SINIRI Doç. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
**
Mecelle’nin 39. Maddesi: “Zamanın Tagayyürü ile Ahkâmın Tagayyürü İnkâr Olunamaz” Mecelle heyeti tarafından 39. sırada yer verilen bu fıkhî kaide, ilk defa Ebu Saîd el-Hâdimî’inin Mecâmi’u’l-Hakâik adlı eserinde görülmektedir.
Burada, bu kurala yöneltilen lafzî ve manevî itirazları bir tarafa bırakıp ondan ne tür hükümlerin kast edildiği hususuna değinmek istiyoruz.
Bu kuralla ilgili yapılan açıklamalara bakıldığında ondan kast edilen hükümlerin naslarda yer almayan örfî hükümler olduğu açıkça görülür.
Dolayısıyla bu kuralda dile getirilen değişimden maksat, zamandan zamana, mekândan mekâna, bölgeden bölgeye, yöreden yöreye, meslekten mesleğe değişiklik arz eden örf ve âdetlerden kaynaklanan vaki durumlarda söz konusu olan değişimdir.
Bu tür değişimin de, hükümde değişimi değil, hükümde farklılaşmayı gerektirdiği yukarıda detaylı olarak ele alınmıştır. Binaenaleyh bu kuralda sözü edilen değişimin de, hükümde değişim yerine, olguda değişimi konu edinen tahkîku’l-menât kapsamında ele alınması gerekmektedir.
Şimdilerde Erdoğan'ın açılışlarına katıldığı, sahiplendiği şer yuvalarına, eskiden Fethullah Efendileri sahip çıkıyordu.
Lakin nasıl oluyorsa, beraber yürüdükleri yollarını ayırdılar masalları ile hem Erdoğan'ı hem milleti kandırmaya devam ediyorlar.
Üstteki konuşmayı tam dinlerseniz, Erdoğan her ne kadar ilaçların etkisinde okuma yapıyorsa bile, bir yerlerde sanki uyanıyor, zoraki gözlerini açan hasta edasıyla "FETÖ çeteleri" diyor, ancak ilacın etkisi mi, uzaktan beyin kontrolü mü nedir anlayamadığım bir yolla, Erdoğan'ı susturuyorlar.
Fettoş'un sahip çıktıkları kimlerdi, kendi yayınlarından alıntı yolu ile anımsayalım.
Said Kürdi zihnine, memleketin büyük bir buhranın arefesinde olduğu fikri gelince, mezkûr hususiyetlerle techiz edilmiş bir heyetin vücud bulmasını beklemeyerek, kendisinin bir tefsir yazmaya teşebbüs etmesini şöyle izah ediyor:
"Bir şey tamamıyla elde edilemediği takdirde o şeyi tamamıyla terketmek caiz değildir" kaidesine binaen, acz ve kusurumla beraber; Kur'anın bazı hakikatlarıyla, nazmındaki i'cazına dair bazı işaretleri tek başıma kaydetmeye başladım. (İşarat-ül İ'caz -İfade-i Meram - 9 ) Kaynak: "İşarât-ül İ'caz"
İlginçtir, yazan kendisinin bir akıl hastası olduğunu da açıkça ifade ediyor.
Kaynak...
Bunları neden verdim?
Said Kürdi, İŞARAT-ÜL İ'CAZ (İ'caza dair işaretler) dediği yerde gördüğünüz
üzere kendisini
peygamber yerine koyan bir akıl hastası.
İ'caz, mucize demektir.
Ancak öyle mucize ki, sadece ve sadece peygamberlere ait olabilen tarzda,
başka hiç bir yaratılmışa mümkün kılınmayan mucize anlamındadır.
Bir nevi, peygamberlik iddiasında olanların mucize diye kendilerinde var
olduğunu iddia ettikleri şeylere İ'caz denir.
Kur'an'da 2/23 ile 2/111'de ifade bulan şekliyle, “tilke emaniyyuhum kul
hatu burhanekum in kuntum sadikin” (Bu, onların kuruntusu. De ki, sadıklarsanız, getirin susturucu kanıtınızı.)
Yani sadıklar dediği, iman edenler siz iseniz diyor.
İşte tıpkı bu tür susturucu kanıt, susturucu mucizeye İ'caz deniyor.
Buna bir nokta koyalım, videonun en başında söylediğine bakalım.
Video başlangıç dakikasında Erdoğan, "Allah'ın yüce kitabımız
Kur'an'ı Kerim'de, bize açıkça ifade ettiği hükümler yani naslar, asla
değişmemiştir, değişmeyecektir" diyor.
Dikkatlice bir daha dinleyin, Allah'ın emri naslar diyor.
Nas sadece ayette değil, hadis metinleri (sünnet) te de mevcuttur.
Fıkıhta kullanılan re’y kelimesi
ile nas kelimesinin anlamını bilmiyor, bir birine karıştırıyor ama ahkâm
kesmekten kendisini alamayanlar ve konuyu çok iyi bilen KaçAK Saray'da
yuvalanmış Fettoş çete üyeleri, yine Erdoğan’ın cehaletini, toplumun yüzüne
şamar gibi indirmekten geri durmuyorlar.
Sonra da düzeltme metinlerini Erdoğan'ın camına koyarak, topluma dayatıyorlar.
Bre gafiller, madem Allah'a inanıyorsunuz, onun hükümlerini değiştirmek kimin
haddinedir?
Benim gibi DEİST biri bunu söylediğinde, yapılmayan aşağılama kalmıyor ama
Cumbaşkan'a Fettoş
çeteleri bile söyletse, yandaş sessiz kalıyor.
Anımsarsanız, Yugoslavya'yı parçalayan Nurcular, Nakşiler şimdi de
Türkiye'yi parçalamak için TBMM'yi tarikatlar parlamentosu haline getirdikleri
için, TBMM'den bunlara muhalefet edecek bir vekil beklemek mümkün değildir.
Hemen hepsi bir şekilde ya tarikatlara ya cemaatlere ya da terör gruplarına
sempati duymaktadırlar.
Bunları özellikle belirtiyorum, çünkü Erdoğan’a kullandırılan terminoloji,
Said Kürdi'nin Nur Külliyatı terminolojisidir.
Televizyonlarda, sıkça rastladığınız ulema bozuntuları, Kur'an'da nesh
(nesih) olduğu yani yeni gelen ayetin/hükmün, eski ayeti/hükmü yok ettiğini
iddia etmektedirler.
Onlara göre, değişmez hükümler aslolan temeli, diğerleri ise neshleri ifade
eder ve her ikisi de Allah'ın kesin hükümleriymiş gibi yansıtılır.
Oysa Allah ayetlerinde defalarca, Allah sözünden dönmez, bir kez söylediğini
hiç bir şekilde yalanlamaz, bozmaz, değiştirmez demektedir. Ör; (3/ALİ İMRÂN-9; 30/RUM-6; 2/BAKARA-80; 39/ZUMER-20;
22/HACC-47; 13/RA'D-31 gibi)
Erdoğan ve çevresini kuşatanlar da yazık ki Kur'an nasihlerinden (hükümsüz
bırakan kişiler) oluşmaktadır.
Düşünebiliyor musunuz, Allah bir şey söyleyecek, sonra yanıldığını anlayarak
yeni hüküm verip, eski hükmünü yok edecek.
Belki de doğrudur, belki de "Allah yanılan
ve bilmeyendir" mealine gelen ifadesini şu iki ayetten
çıkartmış olabilirler.
21/109'da, ve in edri e karşbun em baidun (ve bilmiyorum yakın mı, uzak mı)
21/111'de, ve in edri (ve bilmiyorum)
Demek ki Allah bilmeyendir, bilen değildir diyenler, belki de haklıdır.
İşte burada, Erdoğan'a akıl verenler de o vakit haklıdırlar.
Belki de 23/54'te, Peygamberine Fe zerhum (artık terk et) demesi gibi
ya da, 37/178'de, tevelle anhum (Onlardan yüz çevir) dediği gibi,
bunları siyasetin çöplüğüne dökme zamanı gelmiştir.






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder