13 Mart 2018 Salı

Erol Mütercimler, şeker fabrikalarını Recep Tayyip Erdoğan'a satmayı kim önerdiyse o vatan hainidir.

Erol Mütercimler, dakika 00:48, “Son günlerde şeker fabrikalarının 24’ünden 13’ünün kapatılmasını, özelleştirilmesini, birilerine satılmasını konuşuyoruz.
Bu da, tıpkı Güney’deki askersel anlamdaki ulusal güvenlik meselemizin bire bir aynısıdır.


Bu konuda Tayyip Bey’e, bu fikri kim verdiyse Vahdettin’i vatan haini durumuna düşüren damatla, Vahdettin’in kayın biraderidir.



Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı’na bunu kim söylediyse eğer, bu bir hainliktir.”


(Çok ilginçtir, hain demiyor, belki de diyemiyor, hain durumuna düşürülen diyor dikkat ediniz.)
Videonun tamamı... 


Kalın Efendi'nin Şeker Fabrikaları açıklaması...
2009 yılı arşivimden...

3 Beyaz; Weiss GmbH (Beyaz Limited Şirketi), AK Parti ve Beyaz Holding.

Öğleden sonraki oturumda açıklamalarına devam eden Böhm,Weiss GmbH (Beyaz Limited Şirketi),AK Parti ve Beyaz Holding’in anlamının hepsinin “beyaz” olduğunu söyledi.
Başbakan’a para vermedim.
Sanık Mehmet Gürhan’ın avukatının duruşma başlarken yaptığı “Müvekkilim bir sent bile vermedi” açıklamasına yargıç tepki gösterdi: Başbakan’ın avukatı mısın. Frankfurt Deniz Feneri davasının dünkü duruşmasına mahkeme yargıcı, sanık avukatı, tanık polis şefinin konuşmalarıyla Türkiye siyaseti damgasını vurdu. Sanık Gürhan’ın Alman avukatı duruşma başında “Başbakan’a bir sent bile gönderilmedi” deyince yargıcın tepkisi şu oldu: Başbakan’ın avukatı mısınız? Tanık polis şefinin şirket isimleriyle AKP arasında renk kardeşliği kurması da tartışma yarattı. Avukatların sorusu üzerine şef bu benzetmeden geri döndü


Deniz Feneri e.V. Derneği’nin üç yöneticisi Mehmet Gürhan, Firdevsi Ermiş ve Mehmet Taşkan’ın Almanya’da yargılandıkları davanın dördüncü duruşmasında ilginç gelişmeler yaşandı. Hakim Dr. Jachen  Müller, sanık Mehmet Gürhan’ın avukatı Jörg Eisenhleller’e “Siz Başbakan’ın avukatı mısınız” derken, Kriminal Polis Başkomiseri Alexander Böhm’ün AK Parti, Beyaz Holding ve Türkçe beyaz anlamın agelen Weiss GmbH Şirketi arasında benzerlik kurması sonrasında mahkeme heyeti oturumu kapatarak duruşmayı 15 eylül tarihine erteledi.

Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesi 26. Büyük Ceza Dairesi’nde görülmekte olan Deniz Feneri e.V davasının dünkü duruşmasında, şu ana kadar sadece ilk duruşmada konuşan sanık Mehmet Gürhan duruşmada avukatı aracılığıyla iki konuya açıklık getirmek istediğini söyledi. Gürhan’ın avukatı Jörg Eisenhleller, müvekkili hakkında son günlerde basında yer alan “Sevgilisi vardı, onu ihbar etti” yönündeki iddiaların asılsız olduğunu çünkü müvekkilinin sevgilisi olmadığını söyledi. Jörg Eisenhleller ayrıca “Başbakan’a veya Başbakanlığa bir sent bile gönderilmediğini, bu sözlerin iddianameye nasıl girdiğini de bilmediklerini” söyledi. Gürhan’ın avukatı Jörg Eisenhleller, “Basına sızan iddianamede, Almanca metinde Başbakanlığa diye belirtilen ifade Başbakan’a şeklinde yanlış çevrilmiştir” dedi. Bu açıklamalardan sonra söz alan hâkim Dr. Jachen Müller, Gürhan’ın avukatı Eisenheller”e, “Siz Başbakan”ın avukatı mısınız” şeklinde cevap verdi.

BASINA SIZMASI NORMAL
Sanık avukatları iddianamenin Türkçe tercümesinin basına sızmasıyla ilgili olarak rahatsızlıklarını dile getirdi. Mahkeme ise, “Tabii ki basına bir şeyler yansıyacak, bu da onların işi” diye cevap verirken, iddianamenin metninin basına sızmasının yargılama sürecini etkilemeyeceğini açıkladı. İddianameyi basına sızdıranların bulunması için Frankfurt Savcılığı’nın bir soruşturma başlattığını da açıklayan Müller, Kriminal Polis Başkomiseri Alexander Böhm’ü dinlenmek üzere mahkemeye çağırdı.

Soruşturmayı yürüten Böhm, Kriminal teknikleri ve şu ana kadar nelerin tespit edildiğini açıklarken, 2007’de başlayan soruşturma süreci hakkında detaylı açıklamalar yaptı. Böhm, açıklamasında Deniz Feneri Türkiye’ye yedi milyon avronun havale edildiğini, Deniz Feneri Türkiye’nin ise 300 bin avroyu Deniz Feneri e.V’ye havale ettiğini tespit ettiklerini açıkladı. Deniz Feneri e.V Derneği’ni başından beri takip eden Böhme, duruşmada delillerin elde edilişini ve yapılan baskını anlatarak “320 kişilik özel polis timiyle gerçekleştirilen baskında binada bulunan 19 kişinin gözaltına alındığını, bunların içinde sadece temizlikçi kadının illegal olarak Almanya’da bulunduğunun anlaşıldığını ve gözaltındakilerin daha sonra serbest bırakıldığını” söyledi.

GÖSTERİŞLİ BİNA
 Böhme, sanıklardan Kanal 7 INT Genel Müdürü Mehmet Gürhan, muhasebeci Firdevsi Ermiş ve Deniz Feneri e.V Genel Müdürü Mehmet Taşkan’ın çeşitli yerlerde yakalandığını, Mehmet Gürhan’ın odasında binanın her yerini kaydeden kamera teçhizatı ve bir adet de Baretta marka silah bulunduğunu, kanalın kasasında ise 393 bin avro nakit para ele geçirildiğini söyledi. Binada yapılan aramada hiçbir alındı makbuzuna rastlanmadığını belirten Böhme, kilerde bir paket boş makbuz bulunduğunu, binanın Deniz Feneri e.V derneğinin topladığı bağış paralarıyla alındığının tespit edildiğini ifade ederek, belgeleri mahkemeye sundu.  Böhme ayrıca, binanın oldukça masraflı ve gösterişli olarak inşa edildiğini ve Mehmet Gürhan’ın odasının oldukça lüks eşyalarla donatıldığını da sözlerine ekledi.

“ÜÇ KELİME AYNI ANLAMDA” 
Öğleden sonraki oturumda açıklamalarına devam eden Böhm, Weiss GmbH (Beyaz Limited Şirketi), AK Parti ve Beyaz Holding’in anlamının hepsinin “beyaz” olduğunu söyledi. Böhm’ün bu sözleri üzerine Mehmet Gürhan’ın ikinci avukatı İnal Taşan, “Bir konuyu açıklığa kavuşturmanızı istiyorum. Olayın siyasi bağlantısı mı var diyorsunuz” diye sordu. Böhm ise kendisinin hiçbir şey söylemediğini bu üç kelimenin Türkçe’de aynı anlama geldiğini söylediğini fade etti. Mahkeme Heyeti, Böhm’ün bu benzerliği kurması sonrasında oturumu kapatarak duruşmayı 15 Eylül tarihine erteledi.

CHP’Lİ KILIÇDAROĞLU: “BAŞBAKAN DA ORTAK”
Duruşmayı izleyen CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu yaptığı açıklamada, davayla ilgili görüşlerini şöyle dile getirdi: “Bu davayı 100 yılın soygun hareketi olarak özetleyebilirim. Keşke Başbakan ve Maliye Bakanı da buraya yetkililer gönderseydi. Bunların hepsi bir iyilik hareketi adı altında yapılmıştır ve insanların duyguları sömürülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti’nin bunları denetlemesi gerekir. Zahid Akman’ın kendiyle ilgili iddianameyi dile getirmesi ya da onları reddetmesi yanlıştır. Akman görevinden ayrılmadığı takdirde yolsuzluk iddiaları yakasına yapışır. Başbakan, Mehmet Gürhan’ı ve ekibini koruma altına alıyorsa, sinirlenip olayı bir medya patronuyla kavga haline dönüştürüyorsa, Başbakan bu yolsuzluklara ortak demektir.”

ALMANYA YARDIM DEĞİL, BİLGİ İSTEMİŞ
Almanya’nın, Deniz Feneri yolsuzluğu soruşturmasının üç zanlısı hakkında Türkiye’den bilgi istediği ancak yardım talebinde bulunmadığı öğrenildi.
Edinilen bilgiye göre; Almanya polisi, Deniz Feneri Derneği’ne yönelik yolsuzluk operasyonu kapsamında geçen yıl Türkiye’yle bağlantı kurdu.
Almanya Interpol’ü, geçen haziran ayında Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol-Europol-Sirene Daire Başkanlığı’na bir yazı göndererek Mehmet Gürhan, Firdevsi Ermiş ve Mehmet Taşkan’ın yolsuzluk iddiasıyla gözaltına alındığını bildirerek bilgi istedi.
Türk Interpol’ü, Alman Interpol’üne Gürhan, Ermiş ve Taşkan’ın Türkiye’de herhangi bir suçtan kaydı bulunmadığını ve aranmadığını bildirdi. Ayrıca soruşturma aşamasında yardıma ihtiyaç duyması halinde, Almanya Adalet Bakanlığı’nın Türkiye Adalet Bakanlığı’na ‘adli istinabe’ (yardımlaşma) başvurusunda bulunabileceğini anımsattı. Ancak Almanya Adalet Bakanlığı’nın bu konuda Türkiye’ye bir başvuruda bulunmadığı öğrenildi.

GEREĞİNİ YAPARIZ
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Alman makamlarının yardım talebinde bulunması halinde üzerlerine düşeni yerine getireceklerini belirterek, “Ancak şu ana kadar herhangi bir talep yok” dedi.
Konuyla ilgili Türkiye’de herhangi bir adli soruşturma açılıp açılmayacağı sorulan Şahin, “Eğer bir soruşturma başlatacaksa bunu cumhuriyet savcıları başlatır. Bakanlığımın, Cumhuriyet savcılarına talimat vermeleri mümkün değil” dedi.
Soruşturmayı gerekli görüp görmediği de sorulan Şahin, “O zaman, böyle bir beyanda bulunursam cumhuriyet savcılarına talimat vermiş sayılırım” dedi.

DENİZ FENERİ: TÜM PROSEDÜRLER YASAL
Deniz Feneri Derneği Genel Başkanı Engin Yılmaz, Almanya’da kurulu bulunan Deniz Feneri e.V. derneğinden üç yıl içinde 6 milyon 940 bin avro bağışın, tamamen yasal prosedürler ve bankalar yoluyla kayıt altında kabul edildiğini söyledi.
Basın toplantısı düzenleyen Yılmaz, Alman dernek hakkında başlatılan dava sürecinin ardından, bu dava ve özellikle iddianame üzerinden, Deniz Feneri e.V. ile Deniz Feneri Derneği arasında çeşitli sentetik ilişkiler kurulduğunu öne sürerek ‘’Bu ilişkiler yüzünden Deniz Feneri Derneği’nin yaptığı işler yaralanmaya çalışılmaktadır’’ dedi. Alman dernek hakkındaki soruşturma aşamasında Mayıs-Ağustos 2007 döneminde üç ay süreyle İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin incelemesinden geçtiklerini bildiren Yılmaz, ‘’Denetim sonucunda hem Almanya’da bulunan dernek, hem de Kanal 7 televizyonu ile olan ilişkilerde suç unsuruna rastlanmadığı tespit edilmiştir’’ diye konuştu.
Yılmaz, Deniz Feneri Derneği ile Kanal 7 Televizyonu ilişkisinin profesyonel bir ilişki olduğunu da belirtti. taraf.com.tr


Mehmet Gürhan, avukatı aracılığıyla yazılı bir açıklama yaptı.

Gürhan'ın avukatı aracılığıyla duyurduğu "kamuoyuna açık mektup" şöyle: "Almanya’nın Frankfurt mahkemesince hakkımda verilen mahkûmiyet kararıyla ilgili olarak siz değerli kamuoyunu aydınlatmak istiyorum.

1998 yılından beri, Avrupa’da, önce Media 7, ardından da Kanal 7 İNT televizyonunun yayınını sağlayan Euro 7 GmbH isimli şirketin ortağı ve tam yetkili genel müdürü olarak iş hayatımı sürdürmekteyim.

2003 yılında gıda sektöründe faaliyet göstermek üzere kurduğum European Food GmbH isimli şirketim herhangi bir ticari faaliyette bulunamayınca şirketin ismini Weiss GmbH olarak değiştirdim.

Kanal 7 İNT’in Avrupa temsilcisi olarak yayıncılık çalışmalarım devam ederken Deniz Feneri programını seyreden Avrupa’daki vatandaşlarımızın talebi üzerine Deniz Feneri e.V’yi 27.02.1999 tarihinde Almanya’nın Mörfelden şehrinde 7 arkadaşımla birlikte kurdum.

Bu tarihten 2006 yılına kadar, hem kendi ticari işlerimi, hem de gönüllü olarak Deniz Feneri e.V’nin hizmetlerini yürüttüm. Başta Türkiye olmak üzere, Etiyopya’dan Endonezya’ya, Pakistan’dan Nijer’e, Mali’den Yemen’e, Sudan’dan İran’a, Irak’tan Azerbaycan’a kadar Afrika, Asya, Kafkaslar ve Balkanlar’daki onlarca ülkede, mazlum ve yoksul insanlara yardım ulaştırmaya çalıştım.

Dünyanın dört bir yanında açlık, kuraklık, deprem ve diğer doğal afetler yüzünden yardıma muhtaç duruma düşmüş on binlerce insana yardımsever insanımızın bir araya getirdiği gıda, giyim, sağlık, eğitim ve barınma yardımları ulaştırdım. Bütün bu faaliyetleri, az sayıda gönüllü arkadaşımla ve gündelik hayatımdan, hatta çocuklarıma ayırmam gereken zamandan fedakarlık ederek gerçekleştirdim. Bu süreçte, özellikle Avrupa’ya üniversite eğitimi almaya gelen yoksul ve başarılı öğrencilerimiz için çeşitli kalıcı ve sosyal projeler ürettim.

Suçlandığım diğer bir konu ise elden para çekme iddiasıdır. Alman yasalarına göre elden para çekmek suç değildir. Nitekim elden para çekme hususu Frankfurt am Main savcılığında incelenmiş olup 26.04.2004 tarihinde takipsizlik kararı verilmiştir.

Zaten önemli olan paranın elden çekilip çekilmemesi değil, yardımın yerine ulaşıp ulaşmadığıdır. Mahkemenin kararında amaç dışı kullanıldığı belirtilen 16 Milyon Euro’nun tamamının yardım amacıyla kullanıldığı, mahkemenin elindeki 600 klasörde bulunan on binlerce yardım alındı belgesi ile sabittir. Bu belgelerin hiç birisini dikkate almayan mahkeme, Firdevsi Ermiş’in beyanlarıyla bu kanaate ulaşmıştır.

Tüm bunları yaparken kişisel hiçbir çıkarın peşinde olmadım derneği daha çok gelire kavuşturmak amacıyla hareket ettim. Ben, Mehmet Gürhan olarak, kişisel bir çıkar, bir ikbal peşinde olsaydım kişisel hayatımda da bu durumun yansımaları olurdu.

Bilinmelidir ki, günlerdir Türk medyasını işgal eden haberlerin tüm gerçekliği anlattıklarımdan ibarettir. Ancak, burada çok önemli bir hususu da ayrıca belirtmek istiyorum. Avukatlarımın hazırlayıp Alman mahkemesine sunduğu ifademin içeriği avukatlarım, savcılık ve mahkeme heyeti arasında yapılan bir uzlaşmanın sonucudur. Çok kötü şartlardaki ağır tutukluluk halimin ve üzerimde oluşturulan baskının bir an önce sona erebilmesi için avukatım, önerilen uzlaşmayı kabul etmiştir.

Dolayısıyla "uzlaşma ifadem" de yazılı olan hususlar, gerçekleri tam olarak yansıtmamaktadır. Hakimin uzlaşma olmasaydı dava sonuçsuz kalırdı cümlesi de bunun açık bir göstergesidir. Uzlaşma sürecinde bana Türkiye ile ilgili suçlamalarda bulunmam için sürekli telkin ve pazarlık yapılmıştır. İfadem anlattığım bu durum dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Koparılan bunca fırtınanın ve girişilen bu aşağılık linç kampanyasının neredeyse tek dayanağı olan Firdevsi Ermiş isimli şahıs, ortağı ve yöneticisi olduğum şirketlerin ve Deniz Feneri e.V’nin muhasebe bölümlerinin tek sorumlusu, ayrıca Deniz Feneri e.V’nin imza yetkisi olan ikinci adamıdır.

Mahkeme sürecinde gösterdiği tavırlarla bu şahsın, Deniz Feneri e.V’ye ve yöneticisi olduğum şirketlere zarar verebilmek için bazı çevrelerce özel olarak görevlendirildiğini düşünüyorum. Zamanı gelince bu müfteri işbirlikçiye, şahsıma ve ortağı olduğum şirketlere vermiş olduğu maddi ve manevi zararların hesabını her türlü hukuki hakkımı kullanarak mutlaka soracağım.

Öte yandan, adının Abdurrahman Vural olduğunu bile gazetelerden öğrendiğim, kendisiyle hiç tanışmadığım bir şahsın ortaya attığı iftiraların hiç biri kesinlikle doğru değildir. Hiç bir belge ve bilgiye dayanmamaktadır. Doğru olan bir şey varsa o da bu şahsın, kurduğu derneği dolandırmış olma suçundan mahkûmiyet almış olmasıdır.

Şahsıma karşı yürütülen bu kampanya, üzülerek söylüyorum ki adeta bir linç kampanyasıdır. İmzasız bir mektupla aile hayatımı ağır şekilde yaralayabilecek çirkin bir iftiraya maruz kaldım. Hayatı boyunca karakola dahi düşmemiş biriyken bir anda büyük bir terör örgütü üyesi muamelesine tabii tutuldum.

Geriye dönüp baktığımda en başından beri bu operasyonun siyasi bir operasyon olduğunu düşünüyorum. Aksi takdirde toplam 27 kişinin çalıştığı bir binaya 340 polisle ve binanın tüm açık kapıları kırılarak bir baskın yapılmış olmasının mantığı nasıl izah edilebilir ki? Bu provokasyonun tüm amacı, dünyada yükselen "yoksul ve mazlumlarla dayanışma" kültürünü yok etmektir.

Soruşturmayı yürüten şahsın, soruşturma sürecince sergilediği tavırlar ve mahkeme salonundaki siyasi şovu da benim bu düşüncemi destekler niteliktedir. Fakat asıl üzücü olan taraf bu şov değil, bu provokasyona Türkiye’de bazı çevrelerin verdiği açık destektir.

Geldiğimiz noktada, Bugün itibariyle mali müşavirlerin ve işbirlikçi Firdevsi Ermiş’in yanlış yönlendirmelerine aldanmam sonucu, hukuki hatalarım nedeniyle Alman mahkemesi tarafından mahkûm edildim. Bir diğer yanlışım ise, kimi iddialı projelere imza atmaya çalışmak oldu.

Bu yüzden öncelikle Deniz Feneri e.V derneğimize bugüne kadar maddi-manevi hiçbir desteklerini esirgemeyen bağışçılarımız bilmelidirler ki bir kuruşlarını bile yardım dışı bir amaç için kullanmadım.

Bana sonsuz güvenlerini hep yanımda hissettiğim, Almanya’daki şirketlerinin yönetimini bana bırakan ortaklarımdan, Kanal 7 camiasından ve tüm kamuoyundan bu siyasi komployu zamanında fark edip önleyemediğim ve boşa çıkaramadığım için özür dilerim.

Kendi küçük siyasi ve ticari hesapları için büyük bir provokasyonun parçası olmaktan bir an olsun çekinmeyen o yaygaracılara gelince… Onlara, sadece bir acıma borçluyum. Keşke, bir yoksulun göz bebeğindeki sevinci anlayabilecek kadar iyi insanlar olabilselerdi.

Tekrar belirtmek isterim ki, Deniz Feneri e.V derneğine bağışlanan paraların bir kuruşunu bile şahsi ve ticari emellerim için kullanmadım. Bu yardımları başkalarının benzer amaçları için kullandırtmadım.

Hukuki hatalarım olmuş olsa bile, ahlaken ve vicdanen hiçbir hatam olmamıştır. Allah’ın adaletinin bu büyük haksızlığı cezasız bırakmayacağına inancım tamdır.

Saygılarımla… "

FEHMİ KORU'YA GÖRE ALMANYA'NIN MIZANSENİYMİŞ.
Daha fazla diyecek, yazacak olursak sanırım ki bir şekilde bizi de bir davanın bir yerlerine yamayacaklar.

"Ülkede adalet var mı?" diye sorsanız, Türk adaleti ile adamlar(mahkumiyet alanlar)aleni dalga geçiyor diyecek olsanız, nasıl olsa biz ne dersek o dur mantığını adeta ispatlamaya çalışıyorlar deseniz acaba bizi kim haklı bulacak?

Neyse daha fazla yazmasam iyi olacak.
Belki demokrasinin işlev kazandığı, çetelerin olmadığı(her türü, hem Ergenekon’cusu hem fenercisi, hem Susurlukçusu, hem hortumcusu ve dahi diğerleri, işbirlikçilerin olmadığı; özetle dokunulmaz hiç bir zümrenin, imtiyazlı hiç bir sınıfın olmadığı) özgür bir ülke olursak o zaman belki daha rahat yazacağız. Ancak şimdilik bu kadarını bile yazarken zorlanıyoruz.

A. Dursun

Neval Kavcar

Almanya’da dava sonuçlandı. Sonucuna bakarak Türkiye’de önemli gelişmeler olacağını varsayabiliriz. Gerek Zahid Akman, gerekse Zekeriya Kahraman şunu diyor “Ortada delil yok, iftiraya kurban gidiyoruz.”

“AKP kapatılmadığı için Deniz Feneri Derneği” ile uğraşıyor, diyenler var tek tük.

Fehmi Koru,” Almanlar para dışarı çıkmasın diye” bu davayı açtı diyor.

Başbakan sözleri ise hepsinin üzerine tüy dikti.

''Onun için bundan sonra ben de diyorum ki partinin mensupları olarak yalan yanlış bu haberleri yapan medyaya karşı sizler de kampanyanızı başlatın, sürdürün ve bu gazeteleri evinize sokmayın. Almayın'' (Star 18 Eylül 2008)

Yalan yanlış denilen haberler hangisi? Alman yargısının dolandırıcılıktan Deniz Feneri Derneği yöneticilerini mahkûm etmesi. Hâkimin “Toplanan paraların ne yapılacağını Türkiye belirliyordu. Hiyerarşinin üst kademeleri Türkiye’de” demesi. Bu haberi yayınlayanlar, Başbakana göre “yalan, yanlış haber yapıyor.”

Tayyib Erdoğan’ın sinirinin dozu iyice artıyor. Alman yargısının vardığı yasal neticeyi bile kabul edemez halde. Almanya’da gurbetçileri soyan şebekenin, suçunu kabul ettiğinin bile farkında değil. Görülen bir davanın hele böylesine önemli bir hortumun ortaya çıkarılmasına mı kızıyor? Başka şeye mi?

Böyle yağıp gürleyeceğine, bir an önce dava dosyasını isteyip, Türkiye’de olduğu iddia edilen hiyerarşinin üst kademelerini soruşturmazlarsa, kendi güvenirlikleri kalmaz. AB diye aşındırdıkları kapılarda, karşılarına “Deniz Feneri Yolsuzluğu” çıkar.

Hâkim Dr. Johann Müller’in mahkeme sırasında söylediklerine bakın:
“Mehmet Gürhan tutuklandıktan sonra eşiyle yaptığı ilk görüşmede ona şunu sordu: "Türkiye’dekiler beni ne zaman çıkartacak?"… Deniz Feneri e.V Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarını dolandırmak için kurulan bir organizasyon. En baştan beri insanlara yardım gibi bir niyetleri yoktu. Kendilerine para ve sermaye aktarmak için kurdular. Toplanan paraların ne yapılacağını Türkiye belirliyordu. Hiyerarşinin üst kademeleri Türkiye’de. Arka planda Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik, Harun Kapıyoldaş ve Zahit Akman var.” (18 Eylül 2008- Basın)

Gazetelere kızacağına, gücü yetiyorsa Alman Hâkime, o da olmadı Başbakan Merkel’e kızacak. Açacak telefonu “Yalan yanlış davalar görüyorsunuz. Yüzyılın İyilik hareketini bitirdiniz.” Falan diyecek. Olup biteni yazan basına karşı resmen vatandaşı kışkırtıyor, savaş açıyor.

Bir başbakan “Bazı gazeteleri almayın” diye hedef gösterebilir mi?
Bizim ki gösteriyor.
Bakalım iş nereye varacak?
* * *
Deniz Feneri Derneğine Tanınan Ayrıcalık
Bir- Deniz Feneri Derneği 20.12.2004 tarih ve 8278 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile kamu yararına çalışan dernek statüsüne alınmıştır.

İki- TBMM’ce 2004 yılında “Üstün Hizmet Ödülüne” layık bulunmuştur.
AKP İktidarı, niçin Deniz Feneri Derneğine bu ayrıcalıkları tanıyor? “Üstün hizmet ödülü”, “dernek güvenilirdir, arkasında biz varız” mesajını vermiştir vatandaşa. AKP yandaşı medya, Kanal 7"de ki programlarla hayat bulmuştur.

Dernek 1998'de kuruluyor. Kurucuları kim?
“Uğur Arslan, Nurettin Karataş, Nurettin Ertemel, Mahmut Sarıçiçek, Turgut Durmuş, Engin Yılmaz, Mustafa Yılmaz.”

Nurettin Ertemel, İstanbul İl Genel Meclisi’nin AKP’li üyesiyken Erdoğan’ın istemiyle Siirt Belediye Başkan Yardımcılığı’na getirilmiş.

Türk Deniz Feneri 2004-2006 arasında 100 trilyon toplamış. Kayıtları ve yapıldığı söylenen yardımlar incelenerek, Almanya’da ki ile aynı hedefte olup olmadığı kolayca ortaya çıkarmak mümkün.
* * *
Deniz Feneri-AKP ilişkisini kanıtlayan Önemli Bir Belge
“Mehmet Gürhan’ın kasasından Erdoğan’ın sözcüsü Mehmet Akif Beki, Zahit Akman'ın da isminin yer aldığı Kanal 7 ve Deniz Feneri yöneticileriyle ortaklığının belgesi çıktı.”

Bahsi geçen belgeye bakıldığında, Deniz Feneri davası sanığı Mehmet Gürhan, Erdoğan’ın başdanışmanı Mehmet Akif Beki, RTÜK Başkanı Zahit Akman, Türkiye Deniz Feneri Derneği Başkanı Engin Yılmaz ve Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’ın birlikteliği görülüyor.

Başbakan Tayyib Erdoğan işte onun için öfkeli. Danışmanı Beki, yakın arkadaşı Kahraman, RTÜK Başkanı Zahid Akman ve Alman Mahkemesinin 5 yıl 10 ay hapse mahkûm ettiği Mehmet Gürhan, aynı şirketin yönetim kurulu üyeleri.

Site kapatmakla, gazete almayın demekle bu işler düzelmez. Halkın doğru bilgi almasının önüne geçmek, sadece diktatörlüklerde, faşist idarelerde olur. Yapılan yanlışlığın, başka yanlışlıklar düzelmeyeceğini birileri Başbakan Tayyib Erdoğan’a anlatmalıdır. Deniz Feneri Derneğini kurup, trilyonlarca lira toplanmıştır. Bu hesap mutlaka görülmelidir.

Belgenin tarihi 3 Mayıs 2007. (Geçtiğimiz yıl.) Birbirini tanımayanlar şirket kurmuşlar.

İşte o belge.


Deniz Feneri-AKP ilişkisini kanıtlayan belge Firatnews’de yayınlandı
11 Eylül 2008
Başbakan Erdoğan’ın gizlemeye çalıştığı Deniz Feneri davasındaki yolsuzluk belgeleri tek tek ortaya çıkıyor. Mehmet Gürhan’ın kasasından Erdoğan’ın sözcüsü Mehmet Akif Beki, Zahit Akman’ın da isminin yer aldığı Kanal 7 ve Deniz Feneri yöneticileriyle ortaklığının belgesi çıktı.
Yeni Özgür Politika’nın ulaştığı belgeye göre, Erdoğan’ın yakınındaki isimler Deniz Feneri davası sanığı Mehmet Gürhan ile sıkı ilişkiler içindeler. Sözkonusu belgede en dikkat çekici isim ise Erdoğan’ın sözcüsü olan Mehmet Akif Beki.

Deniz Feneri davası gündemdeki yerini korurken, davayla ilgili bütün ayrıntıların açığa çıkarılacağına yönelik beklentiler azalıyor. Zira davanın önceki günkü duruşmasında hakim, davanın muhtemelen çarşamba günü sonuçlanacağını açıkladı. Davanın Türkiye boyutu ise aydınlatılmamakta. Oysa Deniz Feneri İddianamesi’nde geçen isimlere bakıldığında, Erdoğan’a kadar uzanan karmaşık bir ağ söz konusu.

Ele geçirilen sözkonusu belgede, Deniz Feneri davası sanığı Mehmet Gürhan, Erdoğan’ın başdanışmanı Mehmet Akif Beki, RTÜK Başkanı Zahit Akman, Türkiye Deniz Feneri Derneği Başkanı Engin Yılmaz ve Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’ın birlikteliğine ışık tutuyor. Geçtiğimiz Nisan ayında gerçekleştirilen Deniz Feneri baskınında Mehmet Gürhan’ın çelik kasasında bulunan belgede, Yeni Dünya İletişim A.Ş.’nin Yönetim Kurulu üyelerinin isimleri sıralanıyor.

İlginç ilişkiler
Kanal 7 grubunu da bünyesinde barındıran şirketler topluluğu olan Yeni Dünya İletişim A.Ş., 3 Şubat 1993’te kuruldu. 1 milyar TL sermayeli şirketin yönetim kurulu başkanlığına yüzde 20 hisseye sahip olan Recai Kutan, başkan yardımcılığına Kombassan Holding Başkanı Haşim Bayram getirildi. Bu şirketin finansmanını sağlamak için Almanya’da camilerde para toplandı. Örneğin 7 Mayıs 1993’te Refah Partisi’nin kurucularından dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Haşim Bayram, Milli Gençlik Vakfı’na bağlı Hannover Ayasofya Camii’nde pazarlama toplantısı yaptı. Bayram, toplantıda şu şekilde para istedi: “Cenab-ı Hakk’ın yarattığı şikayet doğrultusunda bir televizyon için çalışıyoruz. Manevi karı için katılacak ortaklar lazım bize.”

Aynı yıl o dönem bir özel televizyon kurma çabasında olan dönemin RP İstanbul İl Başkanı Recep T. Erdoğan ve RP’li Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, bazı tekniki konularda danışmak için TGRT’nin kuruluşundan tecrübeli olan Sabahattin Önkibar ile Ankara Oteli’nde buluşup, yemek yediler. Yemekte Erdoğan’ın yanında bir de o dönem henüz pek tanınmamış iki isim olan Zekeriya Karaman ile Zahid Akman da vardı. Çok zaman geçmeden de Kanal 7 yayına başladı.

Euro 7’nin taklası
Mehmet Gürhan’ın genel müdürü olduğu Euro 7 şirketi ise 23 Mayıs 2001 tarihinde 50 bin Euro sermaye ile kuruldu ve 1995 yılında Franfurt’ta kurulan ve iflas eden Media 7 televizyon şirketinin faaliyet alanını, şirketin yerini ve sabit varlıklarını devraldı. Bu şirketin kuruluşunda hissedarlar arasında Zekeriya Karaman ve Zahid Akman da bulundu. Deniz Feneri iddianamesine göre Almanya Euro 7 genel müdürlüğünü Akman yaptı; ancak bir süre sonra Zekeriya Karaman, Mehmet Gürhan’ı sorumlu ve yetkili kişi olarak görevlendirdi. İddianamede ayrıca RTÜK Başkanı Akman ile Kanal 7 televizyonu patronajından Zekeriya Karaman ve İsmail Karahan’ın Deniz Feneri’ne gelen bağışlarla kuryelik yaptığı iddia ediliyor.

Paralar Zekeriya’ya
Davanın önceki günkü duruşmasında dinlenen polis komiseri Alexander Böhm, ele geçirilen teslim belgelerine göre, Zekeriya Karaman’a sadece 2005-2006 arasında 775 bin Euro teslim edildiğini ifade etti. Böhm konuyla ilgili şunları söyledi: “Para trafiğiyle ilgili üç kaynağımız vardı. Bankadan çekilen nakit para, para kuryeleri ve alındı belgeleri. Muhasebeci Firdevsi Ermiş 12 kez teslim eden, birkez de teslim alan olmuş. Ancak alındı belgelerinin büyük çoğunluğunun sahte olduğunu tespit ettik. Bütün paralar Zekeriya Karaman’a verilmiş.”

Şanslı bacanaklar
Kanal 7’nin sahibi Yeni Dünya İletişim A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı olan Karaman, Türk Başbakanı Erdoğan’ın yakın dostu olarak bilinen bir isim. İskenderpaşa Cemaati’nin önde gelen isimlerinden olan Karaman’ın oğlu Habib Karaman ile Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan bacanak. Burak Erdoğan 2001 yılında Osman Ketenci’nin kızı Sema Ketenci ile evlenirken; Karaman’ını oğlu ise Ketenci’nin diğer kızı Şehriban Ketenci ile evli. Karaman’ın oğlunun düğününe katılan Erdoğan nikah şahitliğini de yapmıştı. Çiftin nikahını, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş kıyarken, nikah şahitlerini ise Başbakan Erdoğan ve o dönemde Devlet Bakanı olan şimdiki İçişleri Bakanı Beşir Atalay yaptı. Düğüne ayrıca, Devlet Bakan Nimet Çubukçu, eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, ve RTÜK Başkanı Akman da katılmıştı.

Beşir Atalay ismi
Erdoğan, Karaman ve Akman arasındaki yakın ilişki uzun bir süre öncesine dayandığı anlaşılırken; Yeni Dünya İletişim A.Ş.’nde birlikte iş yapan Karaman ve Akman ayrıca İstanbul Ticaret Odası kayıtlarına göre 5 Ocak 1999’da kurulan Nehir Medya Yayıncılık A.Ş.’de de yönetim kurulu üyeleri olarak yer aldılar. Karaman ve Akman ile birlikte aynı şirkette yöneticilik yapan bir başka isim de var: İçişleri Bakanı Beşir Atalay.

Bak..!Beki de varmış!
Eline geçirilen belgede yer alan en sürpriz isim ise Mehmet Akif Beki. Yeni Dünya İletişim A.Ş.’nin eski yönetim üyelerini gösteren listede Beki, şirketin Ankara Temsilcisi olarak yer alırken; Zekeriya Karaman Yönetim Kurulu Başkanı, Mustafa Çelik Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Zahid Akman, İsmail Karahan ve Mehmet Gürhan, üye olarak geçiyor. Listede ayrıca Türkiye Deniz Feneri Derneği Başkanı Engin Yılmaz’ın, şirketin personel ve idare sorumlusu olduğu ifade ediliyor. Listede yer alanlardan sadece Karaman, Çelik ve Karahan şirketin mevcut yönetiminde resmi olarak bulunuyor.

Beki’nin yükselişi
Yeni Dünya İletişim A.Ş.’nin Ankara Temsilcisi olarak geçen Mehmet Akif Beki şu an Erdoğan’ın sözcülüğünü yapıyor. 1971 Bingöl doğumlu Mehmet Akif Beki’nin ailesi Bingöl merkeze bağlı Gözer Köyü’ndendir. Emekli İlahiyatçı Y. Doç.Dr. Niyazi Beki’nin oğlu olan Mehmet Akif Beki, İstanbul Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunudur.

Kanal 7 Haber Merkezi’nde çalıştıktan sonra 28 Şubat sürecinde Amerika’ya gitti. Kanal 7’nin Washington Temsilciliğini yapan Beki, Ahmet Hakan’ın Kanal 7’den ayrılmasından sonra onun görevlerini devralmak üzere Türkiye’ye döndü. Bir süre Kanal 7’nin İstanbul merkezinde çalıştıktan sonra Ankara temsilciliğine atandı. 2003 yılında yayımlanan ‘Erdoğan’ın Harfleri’ adlı kitabıyla Erdoğan’ın dikkatini çekti. Beki, kitabında, özetle ‘Erdoğan’ın Allah’ın Türkiye’ye bir lütfu’ olduğunu kutsal işaretlerle anlatmaya çalışıyor; soyunu da Hazreti Musa’ya götürecek kadar ileri gidiyor. Beki, eski Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Başkanı ve AKP Rize Milletvekili Ali Bayramoğlu’nun kızkardeşiyle evlendikten sonra yükseliş hızında zirve yaptı. 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra ise Başbakanlık Basın Sözcüğü ve Başdanışmanlığı’na atandı.


Not: Belgeyi yayınlayan sitenin adresi.





Hollanda yapımı, "PKK hendek kazarken, onlara ses çıkartmayanlar" belgeseli.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder