Spam falan olmadığı apaçık olan Hürriyet gazetesinden Taha Akyol'un yazısı, facebook denen CIA kuruluşunda bir Fettoşçuyu rahatsız etmiş olmalı ki, yazıyı şu hale getirmişler.
Yanıtı gayet basit, o yazıyı buradan da verelim, bakarsınız Hürriyet dahi yazıyı sansürlemek isteyebilir.
Gerçi "face’deki şarlatan", benim hemen her yazımı spam olarak işaretliyor, belki de salt bana ileri demokrasi örneği vermek için yapılmış da olabilir.
Ne de olsa ileri demokraside yaşıyoruz.
İşte o yazı...
Bu nasıl hukuk?
1 Mart 2018
Taha Akyol
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun HSK konusundaki sözlerini parti gözlüklerimizi çıkararak okumalıyız.
Eğer hukuk siyasetten üstün olmalıysa siyasi görüşlerimizi bir tarafa bırakıp hukuk hassasiyetiyle bakmalıyız.
Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı şu: Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ‘Terör Soruşturmaları Bilgi Kitapçığı’ adıyla bir metin bastırmış, hâkim ve savcılara dağıtmış. Kitapçıkta tutuklu yargılanan hâkimler ve savcılar konusunda mahkemelerin nasıl davranacağına ilişkin şu talimat yer alıyor:
“Tahliye konusunda Hâkimler Savcılar Kurulu’yla mutlaka istişarede bulunulduktan sonra irade oluşturulacaktır.”
Yani mahkemeler, HSK’nın onayını almadan bu davalarda tahliye kararı vermeyeceklerdir!
YETKİSİ VAR MI?
Siyasi bir kişilik olan Adalet Bakanı HSK’nın başkanıdır. Siyasi atamayla görev yapan müsteşar, HSK’nın tabii üyesidir. Ayrıca HSK üyelerinin tamamı yeni sistemde siyasi organlar tarafından atanmaktadır.
Bu yapısı itibariyle HSK’nın siyaseten tarafsız kabul edilemeyeceğini Venedik Komisyonu adlı hukuk kurumu da 13 Mart 2017 günlü raporuyla tespit etmişti.
İktidar siyasi söylemlerle bu raporu eleştirebilir ama ben sırf hukuk tekniği açısından Sayın Bakan’a ve Sayın Müsteşar’a sormak istiyorum:
HSK bir yargı organı mıdır? HSK'nın mahkeme kararlarını denetleme yetkisi var mıdır? Mahkemelerin HSK gibi ‘idari’ bir heyete danışmasını hukuken nasıl izah edersiniz?!
Yüksek yargı organı olan Yargıtay’ın bile böyle bir yetkisi yoktur!
YÜRÜTME SUÇ TANIMI YAPAMAZ
Başka bir sorun, kitapçıkta, hâkimlerin ‘17-25 Aralık 2013’ tarihini suç tanımında milat gibi kabul etmeleri isteniyor olması.
Politikacılar bunu hep söylüyordu, ‘Kitapçık’la resmiyet kazandı.
Halbuki kanuna göre, ‘suçun maddi unsurları’ yani FETÖ’nün gizli tarafı bilinerek hareket edilmişse, o tarihten önce de olsa suçtur. Bu ‘unsur’ bilinmiyorsa, o tarihten sonraki fiiller de suç sayılamaz.
İktidarın kendi davranışını tanımlamak için geliştirdiği bu söylem, yargı için hukuki bir veri olamaz, hâkimlere bu yönde talimat verilemez.
17-25 Aralık tarihinin suç tanımı için kullanılamayacağı yolunda Anayasa Mahkemesi’nin de kararı vardır. (No: 2016/16092, paragraf 99-100)
Yoksa Anayasa Mahkemesi kararları ‘herkesi bağlar’ değil mi?!
EKSİK SİYASİ KÜLTÜR
Hukuku niye böylesine önemsiyorum, niye sık sık yazıyorum? En azından yakın tarihimizde hukuk bir türlü ‘üstün’ hale gelemediği için...
Son iki asırlık tarihimizde, kısa dönemleri saymazsak, hukukun uygulanamasa bile hakkıyla önemsendiği dönem Tanzimat yıllarıdır. Fakat hem hukuk yeterince gelişmemiş ve kurumlaşmamıştı, hem de bir hukuk fakültesi bile yoktu.
Böylece hukukun araç olarak görüldüğü bir siyasi kültür oluştu.
Elbette olumlu gelişmeler oldu ama işte bugün ekonomik seviyemizin çok gerisinde bir hukuk seviyemiz var.
28 Şubat kâbusunun üstünden 21 yıl geçti. Kısa süren bir reformlar dönemi hariç yine hukukun üstünlüğüne, kuvvetler ayrılığına, yargı bağımsızlığına, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına şiddetle ihtiyaç duyuyoruz.
Ya kuralsız hâkim atamaları?
Enis Berberoğlu davasında İstinaf hâkimleri, haklı oldukları sonradan anlaşılan Bylock davalarında Gaziantep ve Antalya Ağır Ceza hâkimleri, Soma faciasına bakan hâkimler? Bunlar niye kural dışı olarak atandılar?
Bu açılardan dünya sıralamalarındaki yerimiz kimsenin yüzünü ağartacak gibi değildir.
Yargıtay başkanı: Kitapçık doğru ama muhatabı ben değilim
5.3.2018
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin Meclis grup toplantısında ‘hakim ve savcılara Adalet Bakanlığı tarafından kitapçık dağıtıldığı, mahkeme kararlarının bu kitapçığa göre verildiği’ yönündeki açıklamaları Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit doğruladı.
5.3.2018
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin Meclis grup toplantısında ‘hakim ve savcılara Adalet Bakanlığı tarafından kitapçık dağıtıldığı, mahkeme kararlarının bu kitapçığa göre verildiği’ yönündeki açıklamaları Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit doğruladı.
Cirit bugün, Yargıtay’ın 150. kuruluş yıldönümü nedeniyle gazete ve televizyonların Ankara temsilcileriyle kahvaltılı toplantıda bir araya geldi. Kılıçdaroğlu’nu bu açıklaması Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit’e soruldu.
Cirit, “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir kitapçık açıkladı. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün terör soruşturmaları bilgi kitapçığı. Bu kitapçıkta ‘tahliye konusunda HSK ile mutlaka istişarede bulunulduktan sonra karar verin’ diyor. Türkiye’de yargı bağımsızlığı konusunda bir sorun yaşanmadığını söylüyorsunuz, bu açıklanan kitapçığı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna şöyle cevap verdi:
“Bu sorunun muhatabı ben değilim aslında. Konuyu basından gördüm, bir anlam veremedim. HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz’a, ‘Bu mesele nedir?’ diye sordum. HSK Başkanı, ‘Yargılamaya konu hakim ve savcıların teminatı için, onların yargılamalarındaki teminat için biz bunu düşünmüştük’ dedi. Bizde en ufak bir baskı, talimat, telkin yoktur.”
Yargıtay Başkanı Cirit, “Ne şekilde olursa olsun böyle bir talimat verilmesi doğru mu?” sorusu üzerine de “Bu sorunun muhatabı ben değilim. HSK’ya sormanız lazım” diye konuştu.
Cirit, “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir kitapçık açıkladı. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün terör soruşturmaları bilgi kitapçığı. Bu kitapçıkta ‘tahliye konusunda HSK ile mutlaka istişarede bulunulduktan sonra karar verin’ diyor. Türkiye’de yargı bağımsızlığı konusunda bir sorun yaşanmadığını söylüyorsunuz, bu açıklanan kitapçığı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna şöyle cevap verdi:
“Bu sorunun muhatabı ben değilim aslında. Konuyu basından gördüm, bir anlam veremedim. HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz’a, ‘Bu mesele nedir?’ diye sordum. HSK Başkanı, ‘Yargılamaya konu hakim ve savcıların teminatı için, onların yargılamalarındaki teminat için biz bunu düşünmüştük’ dedi. Bizde en ufak bir baskı, talimat, telkin yoktur.”
Yargıtay Başkanı Cirit, “Ne şekilde olursa olsun böyle bir talimat verilmesi doğru mu?” sorusu üzerine de “Bu sorunun muhatabı ben değilim. HSK’ya sormanız lazım” diye konuştu.
twitter-tr724
Dilipak’ın kızı Katolik okulunda
26.09.2003
İslamcı kesimin önde gelen isimlerinden gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak'ın kızı Fatıma Zehra Dilipak, Viyana Katolik İlahiyat Akademisi'ne gitmek için hazırlanıyor.
Abdurrahman Dilipak'ın kızı Katolik İlahiyatçı mı?
Dilipak’ın kızı Katolik okulunda
26.09.2003
İslamcı kesimin önde gelen isimlerinden gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak'ın kızı Fatıma Zehra Dilipak, Viyana Katolik İlahiyat Akademisi'ne gitmek için hazırlanıyor.
Haftalık
Dergisi'nde yer alan haber üzerine görüşlerine başvurduğumuz Dilipak,
kızının başörtüsü yasağı yüzünden Türkiye'de okuyamadığını belirterek
halen Viyana'da İslam ilahiyatı okuyan Fatıma Zehra'nın, Katolik
ilahıyatı okumak için sınava gireceğini söyledi. Okul için bağlantıları
İstanbul'daki Vatikan Konsolosluğu görevlisi Monsignore Morovich'in
kurduğunu kaydeden Dilipak, Fatıma Zehra'nın okula kabul edilmesi
durumunda ‘‘Oksidantalist yani Katolik teoloğu’’ olacağını söyledi.
Dilipak, gerek düşünür Cemil Meriç'in, gerekse tarihçi Prof. İlber
Ortaylı'nın, sık sık ‘‘Oksidantalistler'e ihtiyacımız var’’ dediğini
hatırlattı. Dilipak, kızının Katolik Okulu'nda okuyacak ikinci Türk kızı
olacağını da ifade etti. ‘‘Fatıma Zehra okulun tesirinde kalıp
Hıristiyanlığı seçerse ne yaparsınız’’ sorusunu ise ‘‘Allah korusun’’
diye cevaplandırdı.
Abdurrahman Dilipak'ın kızı Katolik İlahiyatçı mı?
Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, okullardaki eğitim
müfredatının yanlış olduğunu, 2 çocuğunu okula göndermediğini ve dışarıdan
okuttuğunu söyledi.
Dilipak ayrıca “İmamlar ve öğretmenler aslında toplumun 2
temel baş belasıdır” diyen Dilipak, ayrıca çocuklarına öğretmene inanmamalarını
söylediğini aktardı.
Bitlis Öğretmenevi toplantı salonunda düzenlenen ve Bitlis
Valisi Ahmet Çınar, Vali Yardımcısı Salih Altun, öğretmenler ve sivil toplum
kuruluşları temsilcilerinin de katıldığı konferansta konuşan Dilipak, eğitim
müfredatını yanlış bulduğu için çocuklarının ikisini de okula göndermeyerek
açık öğretimden okuttuğunu söyledi.
“Kızım açık öğretimden liseyi bitirdi. Konuşacak seviyede 4
yıl içinde 2 dil öğrendi.” diyen Dilipak, “Bu arada ilahiyatın bütün
kitaplarını okudu. Toplam masrafımız devlet okulundaki bir öğrencinin
masrafından daha azdı. Ben çocuğumu niye okula göndereyim. Hem yanlış bilgi
verecekler hem de çok verimsiz. Benim kızım şimdi uluslararası İngilizce
okuyor.” ifadelerini kullandı.
DİN DERSLERİNİ OKUDUM BAŞIMDAN KAYNAR SULAR DÖKÜLDÜ
Din dersleri kitabını okuyunca “başından kaynar sular”
döküldüğünü belirten Dilipak şunları söyledi:
“İmamlar ve öğretmenler aslında toplumun 2 temel baş
belasıdır. Bir tanesi beynimizle ilgili öbürü kalbimizle ilgili. Bizi insan yapan
temel değerler beynimiz ve kalbimizdir. Aklımız kadar amel işleyeceğiz. Çünkü
bilmediğimiz şeyin peşine düşecek değiliz.(…)”
Bugüne kadar 65 kitap yazdığını söyleyen Dilipak şöyle devam
etti: “Benim 4 çocuğum var ikisini okula göndermedim. Çocuklarımın ikisi
dışarıdan eğitimini tamamladıktan sonra üniversiteye gittiler. Diğer 2 çocuğumu
okula gönderdim gönderirken de bu çocukların okuyacakları kitapların hepsini
önce ben okudum.
Mesela sizin okuduğunuz din derslerini okudum ve başımdan
kaynar sular döküldü. ‘Bu din benim değil’ diye bir kitap yazdım. Ben tarih
yazarı değilim ama 5 cilde yakın tarih yazdım. Anlatılanları bir daha
düzeltebilmek için. Ama herkesin babası benim gibi değil.”
SAKIN ÖĞRETMENLERE İNANMA DEDİM
Çocuklarını öğretmenlere inanmaması için tembihlediğini de
belirten Dilipak, “Ben çocuklarımın ikisini okula göndermedim. Okula
gönderdiklerime de sakın öğretmenlere inanma dedim. Formülleri ezberleyerek
matematik çözdüler.
Geometrik düşünemiyorlar. Estetik ve duygusal da
düşünemiyorlar. Çünkü duyguya hiç yer vermedik. Bunlar onlar için çok önemli
değil çünkü üniversiteyi kazanmak için bol bol formül ezberliyorlar”
ifadelerini kullandı.
Sosyal medyada bir kişi hükümete yakın Yeni Akit yazarı
Abdurrahman Dilipak’ın kızı Fatıma Zehra Dilipak’ın Viyana Katolik İlahiyat
Akademisi’nde okuduğunu ve mesleğini Oksidantalist yani Katolik Teoloğu
olduğunu iddia etti.
DİLİPAK’TAK AÇIKLAMA: TEK TANRIYA İNAN BAŞKA BİR DİNİN
AYRINTILARINI ÖĞRENMEK KÖTÜ MÜ?
Bu paylaşımı gören Zehra Dilipak ise şu ifadelerle bir
açıklama yaptı:
“Sosyal medya böyle bir şey… Bilginiz olsun diye diyorum
Viyana’da İslam Akademisi ile Katolik İlahiyatı bir okuyacaktım. Oksidentalist
olma niyeti vardı ama prosedürlere takıldım okuyamadım. Bu neden bu kadar
korkunç? Aynı dünyada yaşadığımız, tek tanrıya inanan başka bir dinin
ayrıntılarını öğrenmek kötü mü? Katolik mi yapar beni… Birbirimizi tanımadığımız
için olmuyor mu bunlar…
İnanın bu haberden elde edilmek istenen fikir tüylerimi
diken diken ediyor… Babam da biz de şeffaf insanlarız kolay ulaşılabiliriz ama
kimse gelip bana sormuyor ne garip! Aslında din bir yana insan olma safında
birleşsek. Sevmek şart değil saygıyı öğrenebilsek. Hüküm sahibi olmakta acele
etmesek… Belki birgün.” odatv.com



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder