21 Aralık 2025 Pazar

Benim vergilerimle havalanan Cumhurbaşkanlığı uçağında fuhuş ihbarı an meselesi mi?

67 yaşındayım, birkaç gün sonra yeni yıl ile birlikte 68'e gireceğim ama yaşadığım süre içinde Türkiye'de, İslam bayraktarı görünümüne sığınan siyasetçilerin getirdiği Türkiye kadar rezaletle anılır bir ülke ne duydum ne gördüm.

Ülke diyorum zira kabilelerde var mı onu da siz araştırın.

AKP iktidara ilk geldiği yıllarda, onların atadığı bakanlar dahil bürokratlar, Kemal Derviş'in kalıntıları üzerine konarak bir dönem gayet iyi gittiler ama hepsi o, Derviş'i hiç ama hiç sevmesem dahi gerçek bu ve bu gerçekte Ali Babacan'ın öyle ahım şahım bir becerisi de olmamıştır, bunu zaten kendileri de itiraf ediyor ya da ağızlarından kaçırıyorlar.

İkinci dönemden sonra AK kamyon (AKP kamyonu) hızla freni patlamış gibi uçuruma doğru sürüklenmeye başladı.

Hele ki 2017/2018 dönemi tam bir fiyasko, tam bir felç tam bir yok oluş destanının son vitesiydi.

17/25 Aralık operasyonunun olduğu günlerde Fettoş denen cinsi bozuk ve adamlarının Erdoğan'a operasyon düzenlediği ve bunda başarısız oldukları ilan ediliyor ve toplum bu ilanı satın alıyordu. 

Ta ki 15 Temmuz darbe girişimine kadar, her ne kadar 45-50 dakikalık darbe diye şüpheleniliyorsa bile artık ok yaydan çıkmış, düzen bozulmuş ama dikiş tutmaz bir düzenin kapıları açılmıştı.

Bu olayın yol verdiği şey ise ucubelik dolu "TEK ADAM" sisteminin millete dayatılmış olmasıdır.

Evet dayatma diyorum zira Erdoğan başkanlık sistemine karşı olduğunu, bunun Fettoş üzerinden yürütülen bir Amerikan ihaneti olduğunu söylemiştir ancak M. Ali Birand'a verdiği mülakatta gönlünde başkanlık sisteminin olduğunu da ağzından kaçırmıştır.

Buna rağmen ucube sistemin millete dayatılmasında en büyük pay sahiplerinden birinin de Kemal Kılıçdaroğlu olduğudur.

Bu kısa girişi yapmamın nedeni şu günlerde yaşananların sorumluluğunun Tayyip Erdoğan'da olmadığı ya da tamamının ona ait olmadığının anlaşılması içindir. 

"Erdoğan'ın başarısının tek sırrı var, utanma duygusunun olmaması" diyen Levent Gültekin geçenlerde gözaltına alınmıştı, gündem o kadar hızlı ki ne onu ne Öcalan'ın hükümete dayatmalarını ne de emeklinin, işçinin kara talihini bir türlü göremiyoruz.

Haaaaa, bakarsınız asgari ücret açıklanır ama kimsenin dikkatini çekmez bir süre sonra da yaşanan bu rezilliklerin üstü örtülürse bilin ki yine zihin kontrol teknikleri ile karşı karşıyayız demektir.

Şu rezalete bakın arkadaş, böyle bir alçalma, böyle bir haysiyetsizlik, böyle namussuzluk nasıl oluyor da bunca zamandır örtülebilmiştir, buradaki kâfir (örten) nedir, nasıl bir başarıya imza atılmıştır?

Örtü biraz aralanınca eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'dan tutun, emeklilere akşam pazara çıkın çöpleri ucuza alırsınız diyen Diyanet'in eski başkanı Mehmet Görmez'e kadar kimler kimler var işin içinde.

Gerçi Diyanet Dinayet olduğu günden beri kimse takmıyor ama neden Diyanet olduğunu da unutmamak gerek, zira bulûğ yaşını 9'a indirip ardından kendi kız çocuğuna şehvet duymayı teşvik etmeye başlamış olduğu günden beri cami cemaatinde çok ama çok hızlı bir düşüş yaşanmıştı, gittikçe de o düşüş artmaya devam ediyor.

Düşünsenize emekliye açlığı hak görenler dinin de içine etmeyi kendilerinde hak görünce Diyanet imamlarının arkasında secde etmek, kendi kızına verilen tecavüzü onaylamak anlamına gelecektir düşüncesiyle insanlar imamların ardında saf tutmaz oldular.

Diyanet'e neden bu kadar şiddetli tavır içindesin derseniz gayet basit.

Türkiye'deki ahlaki çöküntünün sadece görünen yüzüne olanlar insanı dehşete düşürüyor.

TİP Milletvekili Ahmet Şık TBMM'deki Bütçe konuşmasında "Savcılık kanalıyla sızdırılıp ayıplanması istenilen ilişkilerin iktidar medyasınca en iç detayına kadar ifşa edildiği bir soruşturma yürütülüyor" diyor.

Ahmet Şık sıradan biri hatta vekil süsü verilmiş sıradan bir kurşun asker değil.

Mesleği gereği birçok bilgiye ulaşabilecek biri diye düşünüyorum ve ŞIK'ın söylemi doğruysa Cumhurbaşkanı'nın uçağına binen Kübra Nur Uslu veya adı geçenlerden Ela Rumeysa Cebeci, gibi isimleri servis eden de doğrudan doğruya savcılık oluyor demektir, en azından ben bunu anlıyorum, başkası ne anlar bilemem.

Öyleyse yani Şık'ın iddiası doğru ise savcılığın yaydığı diğer birkaç isime daha bakalım.  

Çağatay Özdemir başkan yardımcılığına atanmış, ardından 2025/277 sayılı kararla görevden alınmıştı.

Çağatay Özdemir ile Mümine Sena Yıldız’ın sevgili olduklarını akıllara getiren ise Şamil Tayyar'ın "Önemli kamu kurumundaki başkan yardımcısı, sevgilisini kuruma aldırıyor" ifadeleri oluyor.

Çünkü operasyonlarda adı geçen başka başkan yardımcısı kadrosunda ihdas edilen kişi yok diye biliyorum. 

Öyleyse görevden almanın Mümine Sena Yıldız’ın uyuşturucu ile ilişkisinin daha önceden bilindiği varsayılabilir mi onu da savcılık sanırım araştıracaktır ve MHP'li Avukat Serkan Toper'in iddianamede nasıl geçtiği de ilginç, dedim ya savcılık bunları araştıracak diye düşünüyorum.

Tüm bu ve süreçte yeni birbirinin isimlerinin kullanılması, ünlü isimlerin operasyona uğramasını özellikle isimler ve neyle suçlandıkları son derece hızlı ortaya konabilen "en ince detayına kadar ifşa edilen soruşturmanın asıl hedefi kimdir ve gerçek amacı nedir" sorusu yaşamsal önemini ortaya koyuyor.

AKP iktidarı kurum, kuruluş, adalet, yargı, ekonomi gibi hemen her konuda var olan dengeleri bilerek bozduğuna göre burada standart bir ilerleme aramayacaksınız.

Bir zamanlar yandaş medyanın ve AKP'lilerin Fettoş'un çocuklarından biri diye lanse edilen Cevheri Güven adında bir çocuk vardı.

Çıkıp yaydığı videolarda söylediği ilginç bir tespit şuydu.

Cevheri Güven'e göre "AKP ve Lideri musluk başlarını kirli isimlere veriyor, bunun nedeni ise görevden aldığında sesleri çıkmaması, dava açamamaları için haklarında tüm kirli bilgi içeren dosyaları ellerinde tutuyor olmalarıdır. Bu sayede Erdoğan ve AKP dilediğince rahat iş çevirebiliyor, dilediği kirli insanları musluk başlarına koyuyor" mealinde bir iddiada bulunuyordu.

Bunu paylaştığı neredeyse tüm videolarda bir şekilde anımsatıyordu.

Bunun doğru olup olmadığını elbet bilemem ancak Ahmet Şık'ın iddiası ve dahi Cevheri Güven'in kirli insanların musluk başlarına getirildiği iddiası, farz edin ki ikisi birden doğru olsun.

O zaman söyleyin bakalım ülke nereye gitmiş?

Öcalan ve katillerine methiyeler eşliğinde neredeyse ceylan derisi koltuk sunacaklar ama cesaretleri o kadar da uzun boylu olmamıştır.

Bunu ben nereden anlıyorum bilmek isterseniz onu da izah edeyim.

İlk olarak; kullandığı ifadelerle bilinç altındaki karanlık yerden gelen kusmukla yüzleşmesi gereken MHP Grup Başkanvekili Filiz Kılıç'ın TBMM'deki ifadeleri beni böyle düşünmeye itmiştir.

Filiz Kılıç; "2026 yılında en büyük hedefimiz terörün zerresinin bile bu topraklarda barınamadığı, huzurumuzun kökleştiği bir Türkiye'dir. Ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde terörsüz Türkiye hedefine emin adımlarla yürüyoruz, kimse bizi bu yoldan çeviremez, kimse bu kardeşlik ahdini bozamaz. Bu noktada, Cumhur İttifakı'mızın sergilediği sarsılmaz dayanışmaya bir parantez açmak isterim: Bu birliktelik sadece seçim sandığına sığacak bir beraberlik değildir millî bir duruştur, bu topraklara verilmiş bir sözdür, sarsılmaz bir kardeşlik ahdidir. İttifakımızın gücü milletimizin ferasetiyle birleşiyor ve cennet vatanımız hak ettiği o müreffeh seviyeye sağlam adımlarla yürüyor" demiştir.

Dikkat ederseniz teröristlerden bahisle "terörün zerresinin bile bu topraklarda barınamadığıterörsüz Türkiye hedefine, kimse bu kardeşlik ahdini bozamaz, bu topraklara verilmiş bir sözdür, sarsılmaz bir kardeşlik ahdidir. İttifakımızın gücü milletimizin ferasetiyle birleşiyor" ifadeleri ister aradan cımbızla çekilerek isterse bir bütün olarak hatta zihinlerinin gizli arka planları da yok sayarak irdelensin, bu ifadeler kendileriyle çelişmekte belki de halka, anlamadığı bir ihaneti içselleştirme dayatmalarının bir yansıması olarak tarihe geçecektir.

Dikkat ederseniz bu konuşma TBMM kürsüsünden yapılıyor.

Dikkat ederseniz Kürt, Kürtler ifadesi hiç kullanmıyor.

Dikkat ederseniz güç millet ikilemine düşüyor, oysa PKK millet olma ruhuna karşı savaşıyor, bunun anlamı ya cahil ya kurşun asker ya da dilim varmıyor siz dilinizin ucuna getirin ve getirirken millete cahil deyip cahilin ferasetine güvenenlerle bunların aynı hamurdan olup olmadığını iyi düşünün. 

Dikkat ederseniz terör ve terörist kelimelerinin içinde kardeşlik ahdi ifadesine iki kez yer veriliyor.

Dikkat ederseniz Cumhur koalisyonun gücü milletimizin ferasetiyle birleşiyormuş. 

Bu ifade Erdoğan'ın şerefli terörist onurlu terörist ifadesini çağrıştırıyor neden, çünkü kardeşlik halkla, milletle değil teröristle kardeşliktir, bu ifadeyi ben böyle okuyorum.

Siz hiç PKK'nın kardeşlikten bahsettiğini ya da kadrolarının millet ifadesiyle, milletin kardeşliği ifadesini kullandığını gördünüz mü?

İkinci olarak; Hakan Fidan SDG'nin entegrasyonu için "yeniden askeri yöntemlere başvurmayı gerektirecek bir durum görmek istem" dediği için önce Erdoğan'ın PKK eşittir DEM parti dediği partinin vekili Cengiz Çandar TBMM'deki konuşmasında "Şimdi, bu dil bu aynı konuda Recep Tayyip Erdoğan'ın kullandığı dil mi? Bu, tehdit dili, bu, Türkiye'deki süreci zehirleyecek dil, bu dille mi Türkiye'deki süreci başarıyla yönetecek, bahsettiğiniz bin yıllık Kürt-Türk kardeşliğini pekiştireceksiniz? Sayın Cumhurbaşkanına çağrıda bulunuyorum: Dışişleri Bakanınıza ayar verin" diyor, yetmiyor konuşmanın devamında "SDG 10 Mart Mutabakatının muhatabı değildir, imzacısıdır. Altında 2 imza var; birinde Ahmed El Şara yazıyor, diğerinde Mazlum Abdi; birinin sıfatı Suriye Geçici Cumhurbaşkanı, diğerinin sıfatı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Başkomutanı. Mazlum Abdi 10 Mart Mutabakatını imzaladığı vakit SDG ne bunun öncesinde ne sonrasında "terörist" sıfatıyla tanımlanmamıştır, şimdi de değildir ama şimdi sıkı durun, Ahmed El Şara'nın örgütü, Şam'da iktidarı elinde bulunduran Heyet Tahrir el-Şam Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1267, 1989 ve 2253 sayılı kararları uyarınca hâlâ terörizm listesinde bulunuyor" diyerek AKP'nin içindeki kargaşayı bildiğini bir şekilde herkesin bildiğini, bilenlerin korkmadan dile getirmesinin önünü açmaya çalıştığı izlenimi alınıyor, en azından ben öyle izlenim alıyorum.

Çünkü beni bu izlenime sevk eden şey Çandar'ın teşvik etmesinden iki gün kadar sonra AKP içinden cesarete ya da gaza gelen veya özel bir butona basılmış gibi hareket ettiğini sanki duyurmak ister gibi Galip Ensarioğlu çıkıyor tıpkı Çandar'ın ifadelerinin aynısını kullanırcasına Fidan'ı eleştirirken "dönemin ruhuna aykırıdır Erdoğan'ın iradesine aykırı tutum sergilenemez, Cumhurbaşkanı'nın iradesine aykırı tavır gösteren kişi ya görevi bırakır ya da görevden alınır" diyor.

AKP içinde bir nevi ya da mealen it dalaşı yaşanıyor, neden? 

Erdoğan'ın gideceğini ve AKP'lilerin Erdoğan'ın kalmasını istemediklerini ağızlarından kaçırdıklarını daha evvel tespit etmiştim, Damat, Soylu, Bilal ve diğerlerinin Erdoğan sonrası kavgaları üçüncü kez aday olamaz tartışmalarının yaşandığı günlere su yüzüne çıkıyordu, daha ötesi S. Soylu'nun Damat Albayrak'a omuz vurması üzerine o dönemde bu dalaşmalar basında konu olmuş ve dahi Albayrak AT izi İT izine karşıtı diyerek istifa etmişti.

Neyse uzatmayacağım, anlayan anlamış olmalı anlamayan varsa anlayanlardan dinlesin, benim ifade gücüm bu kadar. 

Unutmadan, bu ünlülerin İmam Hatip Lisesi mezunu olduğunu biliyor musunuz?

Örneğin Mehmet Akif Ersoy, Ela Rümeysa Cebeci, Kübra Nur Uslu gibi isimlerin İmam Hatip mezunu olduğunu biliyor musunuz?

Resim...

Gerçi bu İslami kesimdenmiş gibi görünen Siyasal İslamcıların geçmişi 18 Ekim 1978'de bir haberle duyuluyordu.

MSP eski Milletvekili Halit Kahraman, Almanya'nın Duisburg kentinde 3 kilo 399 gram eroinle yakalandı. Kahraman, Alman polisine verdiği ifadede EROİNLERİ ERBAKAN TEMİN ETTİ diyordu.

O nedenle İHL ya da Diyanet fark etmeksizin aynı kefeye koymak yanlış olmaz, nitekim Siyasal İslamcı her yerde aynıdır, değişemez.

İmam Hatip mezunu olduğum için beni linç ediyorlar diyen Ela Rümeysa Cebeci'nin uyuşturucu testinden türlü türlü uyuşturucu çıkınca İsmail Saymaz "Ela Rümeysa Cebeci bir kolonya içmemiş neredeyse" demiş, iyi mi?

Zemzemci yetişip alkolü kötüleyenlerin sonu galiba böyle oluyor zira onlar alkolle tatmin olamıyor, uyuşturucunun her türü uzaya çıkmış durumda.

Kimdir tanımıyorum ama Murat Övüç adında biri başörtüsü takarak seyahat ettiği videoyu paylaştı diye "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçlamasıyla gözaltına almışlar, yazık ki halkın bir kesimi dedikleri kim, yüzde kaç bilinmiyor, bu da yetmiyor bir kısım inançlı kesimin türban diye kafalarına geçirdikleri örtü inandıkları dinde yok, bunu bilmeyenler bir kesim oluşturmuş, buradan çıkan, anlaşılan budur.

Dinini bilmeyen bir kesimin korunduğu, bilgisizliğin ve cehaletin yasayla teşvik edildiği daha ötesi koruma altına alındığından başka bir anlamı yok.  

Ne içiyorlar ne yiyorlar, nerede yatıp nerede kalkıyorlar bilinmez olanlar şimdilerde yasayla korunuyorlar ama kötülüklerin anası alkol, pudra şekeri değil.  

Hani pudra şekerlerini anımsarsınız, AK gençlik dediğinde aklınıza gelen AKP gençliği olmasın, onlar Fettoş'un adamlarının beslendiği KaçAK Saray'ın karanlık dehlizlerinin çocukları, karanlık dehlizden AK kaşık çıkacak değil ya, zaten AKP içinde yaşanan yeni lider kavgaları bakalım cinayete kadar da varacak mı, onu bekliyorum.

Zira gözünü karartanların tamamına yakını KaçAK Saray dehlizlerinde pay kapma savaşındalar, emekli, işçi, gariban mı?

Kimse kusura bakmasında bunlara kim oy veriyor sanıyorsunuz?

Bunun karşılığında yarın bir gün benim vergilerimle havalanan Cumhurbaşkanlığı uçağında fuhuş ihbarı duyarsam hiç de şaşırmayacağım zira Erdoğan gitmeyecek olursa bu da an meselesi gibi gelmeye başladı.

Son sözümü yineliyorum.

Erdoğan KaçAK Saray'ın karanlık dehlizlerine inip oradaki vıcık vıcık balçıklaşmış yapıyı temizlemeyecek olursa fazla gitmeyecek gibi geliyor, yazık oldu ülkeye yazık. 

Şu içine düştüğümüz lanete bakar mısınız? 

Hele lanet bir kalksın, insanlar bir konuşmaya başlasın inanın ne Fettoş artıkları ne PKK artıkları ve Emperyal artıklar tutunamaz. 

21.12.2025

A. Dursun

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder