Erdoğan'ın "ülkeyi Eyaletlere böleceğiz, Lazistan, Kürdistan vs... bunların hiç biri kayıp değildir" dediği günden bu yana zaman hızla ilerledi, Kürdistan kurulması için TBMM mesaiye başladı ve müjdeler olsun ki sıra Lazistan'a gelmiş olsa gerek.
Kürdistan az geldi sırada Lazlar var, baştan söyleyeyim de.
Sıra Lazlarda. Lazca TV isteği, dilekçe örneği.pdf
Öğrenebilmek için hazmettirme işlemleri seri atışlar halnde nasıl yapılmıştı görelim.
Aslında bu ve benzeri söylemleri muhalif ve iktidar partilerinden çokça duymuştuk, hele de Bahçeli'nin o günlerde olmadık hakaret içeren sözlerini bugün bile kendi resmi sitelerinde bulabiliyoruz, sanırım rezaletin boyutları büyük olsun isteyen partililer olsa gerek ki o yazıları kaldırmıyorlar.
O günlerde Bahçeli'nin PKK açılımına aşırı kızdığını sanırdık son yıllarda anlaşıldı ki Bahçeli "bir an evvel PKK ile masaya oturun, dostlarımızı oyalamayın, kardeşlerimizi kandırmayın" diye kızıyormuş.İş yerlerinde bazı tipler vardır, üst amirlerine yalakalık yapmayı meziyet gören bununla da övünenleri neredeyse herkes bilir.
Asıl bilinmesi gereken yalakalar değil yalakalara aşırı tepki verenlerdir.
Nitekim aşırı tepki verenlerden birini günün birinde üst amirleriyle can ciğer kuzu sarması görebilirsiniz ki ben şahsen buna çok rastladığım için biliyorum, hem sıradan yalakalara esasen de üst amirlerine kızmalarının sebebi kendilerinin daha yalaka olduğunu üst amirlerinin görmeyişinden kaynaklandığını anlarsınız.
Neyse, Bahçeli'nin durumu yalakalık olarak değerlendirilmese bile teşbihte hata olmaz diyelim.
Yaşamımız boyunca hazmettiğimiz, hazmetmeye zorlandığımız çok şey elbet olmuştur, hem kişisel hem toplumsal olarak.
Örnek verecek olursak bir gecede % 100 zam yapan şirketlerin varlığını belgeleriyle Maliye'nin gözüne sokmama rağmen yokmuş gibi CİMER yanıtı gelmesi hem emekliyi kişisel olarak % 12,9 ile tecavüze mahkûm bırakan hem de toplumsal olarak tecavüzcülere cesaretlendiren uygulamaların varlığını örnek verebiliriz.
Genellikle bu olguların doğrudan Erdoğan ile ilgisini kurmak yerine onun da bizimle birlikte kandırıldığını düşünmeye çaba sarf etmem şahsım açısından ferahlatıcı unsur gibi orada öylece durmasına rağmen, 25 yıla yakın iktidarları döneminde bize söyledikleri PKK açılımı asla ve kat'a değişmediği görülmektedir.
Bu bağlamda ya Erdoğan istikrarlı bir şekilde PKK açılımını dayatmıştır ya Bahçeli PKK açılımını dayatmıştır ya da TBMM'nin tamamına yakını bu dayatmada taraf olmuştur.
Bu konudaki gerçeği elbet tarih net yazacaktır ama yazarken bazı yalaka tarihçilerden alıntılar yapacak olursa gelecekte bile çarpıtmalar devam etmiş olacaktır.
Bence bilim adamı yerine bilim insanı, iş adamı yerine iş insanı dayatması PKK açılımının bu toplumda nasıl kabul göreceğine dair çok büyük ipuçları ve ispat sistemi olmuştur.
Düşünsenize neden TÜSİAD yerine TÜSİİD, MÜSİAD yerine MÜSİİD demiyorlar, adam demek zorlarına gidiyor insan diyorlar da amblemlerindeki, adlarının kısaltılmışındaki adam ifadesi neden kaldırılmıyor, yoksa kandırılacak kitleler yeterince uyutuldu mu sorgulamasını defalarca yapmıştık.
Çok uzatmadan Türk halkına hazmettire hazmettire yedirdikleri neler tarihe tekrar tekrar not edelim istedim.
Yasaklanan, kimi zaman engellenen eski arşivlerimi yeniden güncelleyerek bakalım.
Erdoğan: "İmralı üzerine düşeni yaptı, Kürdistan'ı hazmettire hazmettire yedireceğiz."
Erdoğan, İmralı üzerine düşeni yaptı...
İmralı'nın tutumu ile Kandil'in tutumu çelişiyor, İmralı üzerine düşeni yaptı.
02 Mart 2015 Pazartesi 07:22
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan yolunda uçakta gazetecilere silahsızlanma çağrısıyla ilgili, "İmralı üzerine düşeni yaptı." dedi.
Dolmabahçe toplantısı, İmralı heyetinin silah bırakma çağrısı ve bunun çözüm sürecinin seyrini nasıl etkileyeceği doğal olarak görüşmenin asıl konusuydu.
İmralı'nın belirlediği 10 madde ile Kandil ve HDP'nin tutumu arasındaki çelişkiye dikkat çeken Cumhurbaşkanı, "İmralı üzerine düşeni yaptı. Açıklanan 10 madde var, Demirtaş'ın açıklamaları var. İkisi de birbirini tutmuyor. Gelinen durum huzur ve güvenliğe tehdittir. İmralı 10 maddeyi söyledi. Bu açıklama Kandil'i de HDP'yi de bağlıyor." dedi.
İşte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın uçakta gazetecilere yaptığı açıklamalardan öne çıkan başlıklar:
"HÜKÜMETİN SÜRECİN GARANTÖRÜ"
- Son açıklamalardan sonra çözüm sürecinde hangi aşamadayız?
Yalçın (Akdoğan) Bey ile yapılan toplantı ile Demirtaş'ın söyledikleri çelişiyor, ben örtüşen bir yan göremedim. Demirtaş adeta orada hükümeti hesaba çeker bir tavır içinde. Fakat görünen o ki şu anda İmralı ile Kandil arasında ciddi bir kopukluk var ve ayrıca siyasi hareket olarak da parti içinde, bir bölünmenin olduğu ortaya çıkıyor. İmralı'ya gidip gelenlerin yaptığı açıklamalara baktığımız zaman, İmralı silahların bırakılmasını istiyor. Fakat partinin başındaki zatın yaklaşımı çok daha farklı, o adeta "Hükümetin uygulamasına bakacağız" diyor. Hükümetin uygulamasına ne bakacaksınız? Hükümet zaten çözüm sürecinin adeta garantörü.
"İMRALI ÜSTÜNE DÜŞENİ YAPTI"
- Kandil ayak mı diriyor?
Şu anda Kandil ile İmralı'nın farklı olduğu çok açık, net ortada.
- Hükümet hangi istikamette devam edecek sürece?
Hükümet hangi istikamette devam ediyorsa öyle devam edecek. Cumhurbaşkanlığı makamı bu işlerin dışında değil. Milli Güvenlik Kurulu ve önümüzdeki hafta yapacağımız Bakanlar Kurulu toplantısında da zaten ağırlıklı konu bu. Bu açıklama Kandil'i de HDP'yi de bağlıyor. İmralı kendi üstüne düşen görevi yapmış oluyor. Açıklanan 10 madde var, Demirtaş'ın açıklamaları var. İkisi de birbirini tutmuyor. Gelinen durum huzur ve güvenliğe tehdittir. İmralı 10 maddeyi söyledi, Kandil "Kabul etmiyoruz" dedi.
- Şah Fırat Operasyonu sonrasında neler olacak? Mart, nisanda bir harekât mı olacak? Türkiye koalisyonda yer alacak mı?
Muhalefetin "Topraklarımız terk edildi, kaçıldı", falan bunlar çok çirkin şeyler. Tam aksine toprağımız hem var hem de daha geniş bir alanda bütün silahlarıyla çok daha güçlüyüz. Bizim koalisyon güçleriyle taleplerimiz konusunda henüz istediğimiz noktada değiliz. Uçuşa yasak bölge olması lazım. Güvenli bölge olması lazım. Üçüncü olarak da 'Eğit-Donat'ta anlaştık. Hatta rejim hedefli olarak anlaştık. Bir taraftan da görüşmeler aynı kararlılıkla devam ediyor.
MISIR İLİŞKLERİ DÜZELECEK Mİ?
- Mısır ile ilişkilerin normalleşmesi için bizim beklentimiz nedir?
(Mısır Lideri Sisi) "Türkiye bizim içişlerimize karışmasın" diyor. Bir defa, bizim Mısır halkıyla en ufak bir sorunumuz yok. Ekonomik olarak büyük destekler alıyor olmasına rağmen, düzlüğe çıkmış değiller. Biz de arkadaşlarımıza "Alt düzeyde çalışmaya devam edebilirsiniz" diyoruz, bizim bu ülkeye pres yapma gibi bir düşüncemiz olmamıştır.
GÜLEN'İN İADESİ KONUSU
- Paralel yapı ile mücadelede kendinizi tek başına mı hissediyorsunuz?
Ne kadar önem verdiğimi ortaya koymak için bunu söyledim. Birçok kurumdan insanlar da tam aksini söylüyorlar. "Yalnız değilsiniz. Bu mücadelede varız, ne denli haklı bir mücadele olduğunu geç de olsa gördük, görüyoruz. Sonuna kadar yürüyeceğiz" diyorlar.
- Fethullah Gülen'in iadesi konusunda ABD ne yapacak?
Fethullah Gülen ile ilgili ABD'ye ilettiğimiz bakışımız, duruşumuz aynen devam ediyor. Türkiye'den kaçıyorlar bunlar, kaçışlar başladı. Her geçen gün yargı farklı belgeler elde ediyor. İşte Hrant Dink meselesinde bile son gelişmeler enteresan.
- Ramazan Akyürek ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Paralel yapının Dink cinayetindeki rolüyle ilgili iddialar var. Ben hukukçu değilim ama ihmal diye bir şeyi görmem mümkün değil. O hadisede, kasti olarak işlenen bir cinayet var ortada. İhmalle ilgisi yok.
"LİBYA'DA BİR HÜKÜMET YOK"
-Mısır'dan sonra Libya da Türkiye'yi suçlamaya başladı.
Orada bir tane hükümet yok. Bir Tobruk var, bir de Trablus var. Bu ifadeler Tobruk'un ifadeleri. Daha önce bu tip ifadeler kullanmıyor. Abu Dabi yönetimi ve Mısır ile dayanışma içinde bunları söylüyorlar. Tobruk herhalde bizim yaptıklarımızdan bihaber bu sözleri söylüyor.
ERMENİ MESELESİ VE 400 VEKİL KONUSU
- Soykırım iddialarının 100'üncü yılında Ermenistan ve Ermeniler konusunda bir girişiminiz olacak mı? Sınır kapısının açılması gibi bir adım söz konusu olabilir mi?
Şartımız; Karabağ meselesinde adım atılmadıkça sınırları açamayız. Putin, Hollande ve Obama ile konuşmalarımızda "İlgilendik, ilgileneceğiz" diyorlardı. Fakat hiçbir netice yok.
-400 milletvekili hedefinden söz etmiştiniz.
Ben 400'ü bir hedef olarak veriyorum millete ki 367 bu işin bam telidir ama her zaman sıkıntılıdır. Biz üzerimize düşeni yaptık, rahatız. 4 siyasi parti bir araya geldik. Artık iş başa düştü. "Evet" denirse, buna hazırlıklı olan bu işi çözer, bitirir. Millet bu sıkıntılardan kurtulmuş olur.
"HASSASİYETLERİNE HAK VERİYORUM"
- Emniyette dinlemeler ve CHP ile ilgili iddialar...
Bazı durumlarda üzülmüyor değiliz. Bazılarıyla senelerce bir arada olduğumuz için, böyle bir zanla da olsa burada hakikaten ailem için de üzücü şeyler ortaya çıktı. Hatta kendileri "Baba değiştirmeyelim, aramızda bir hukuk var, onlar da rahatsız olduklarını anlatıyorlar" dediler. Ben de kızlarımın insani noktadaki hassasiyetleri nedeniyle hak veriyorum. Onlar diyorlar ki "Kesin tespitini yapamadığımıza göre tamamının değişmesi gerekiyor", fakat bu bir sürgüne gönderme gibi cezalandırma değil. Farklı yerlerde görevlendirme şeklinde halletmiş bulunuyoruz.
- Suikast iddiaları ne olacak?
Savcılık medyada çıkan haberleri görmemezlik edemez, bir anlamda suç duyurusu niteliğindedir. Adımların biz de takipçisiyiz, onlar da takipçisi.
Ama inanıyorum ki zafer Allah'ın lütfuyla er geç bizim olacaktır.
…/…
Çünkü vahi ilahi böyledir bunun işaretleri gözüküyor. Biz Cezayir gibi olmayız. Biz hazmettire hazmettire geliyoruz. Allah’ın izniyle. ’’Şu Hanım kardeşlerimizin çalışması var ya! Aman ya rabbim! Bunu papatyaların yapması mümkün mü?
Tarih bilmemenin dayanılmaz hafifliği ile iktidar olunabiliyor.
13 Eylül 2001 Milliyet
Laikliği İnönü getirdi
"Laiklik, insanların dini inançlarını yaşamasının güvencesidir" diyen Erdoğan, laikliği Atatürk'ün değil, 1937'de İnönü'nün getirdiğini söyledi.
Hem Laik hem Müslüman olunmaz, ya laik olacaksın ya Müslüman"
Erdoğan: Millet isterse laiklik tabii ki gidecek
21.08.2001
Ak Parti'yi kurarken, "Dilsiz değilim, söyleyecek çok şeyimiz var" diyen Tayyip Erdoğan'ın, 1994 yılında yaptığı bir konuşmadaki sözleri şok yarattı.
AKP'yi kurarken ‘Dilsiz değiliz söyleyecek çok şeyimiz var’’ diyen AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın 1994'te yaptığı bir konuşmasındaki sözleri şok yarattı. Kapatılan Refah Partisi'nin Ümraniye İlçe Örgütü'nün yeni hizmet binasının açılış töreninde şimdiki ılımlı görüşlerinin çok uzağında bir konuşma yapan Erdoğan kalabalığa ‘‘Hem laik hem Müslüman olunmaz. Bu millet isterse laiklik tabii ki gidecek’’ sözleriyle seslendi.
.../...
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
Bak yalan koskoca bir yalan.
’’Anayasayı sarhoş hazırladılar ‘‘
Kaptı kaçtı mı Maldı kaçtı mı o işte.
1985 yılında Marmara Oteli'nde Anayasa'yı konuşuyoruz.
Eski Maliye Bakanı Vural Arıkan, o da kafası tam böyle zil zurna sarhoş ayakta duramıyor, o da akıl veriyor.
‘Korkarım aynı masada hazırladınız bu Anayasayı’’ dedim.
Adamlar ayık kafayla hazırlayamıyor bunu.
Daha üç senede delik deşik bu da.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bak burada işi iyi düşünün.
Sandığa giderken milletindir.
Ama maddede ve manada egemenlik kayıtsız şartsız Allah'ındır.’
Demek ki Millet ne derse değil, efendiler ne derse o oluyormuş.
01 Aralık 2002 Vatan
Bush'u dinledi, İstanbul'daki makamını Boğaz'a taşıyor.
(2004) ABD Başkanı, Boğaz manzarasına bakarak Erdoğan'a "Ben olsam makamımı buraya taşırım" demişti.
Bugüne dek Üsküdar'daki evinde çalışmalarını sürdüren Erdoğan için aranan ofis bulundu.
Beşiktaş'taki eski Kaymakamlık binasında tadilata başlandı.
Dünya Ekonomik Forumu ile FTÖ çetesinin ilişkisi var mı dersiniz?
Videonun 2. kısmına bulacaksınız, önce bunu okuyun.
Yandaş kanalın haber verişine dikkat ediniz.
Türk halkını nasıl becereceklerinin haberini, Erdoğan'ın deyimiyle "Hazmettire hazmettire" nasıl sunuyorlar izleyin.
Özellikle de Dünyayı bekleyen büyük tehlikenin, insan yaşının artması olduğu, bu nedenle emeklilik yaşında düzenlemeyi Türkiye'ye dayatanların haberini izleyeceksiniz.
Oysa bakan daha dün, emeklilik yaşında artış olmayacak demişti.
Bunların işi bu, efendileri ne derse emir sayarlar. Anımsarsanız bir arada emeklilerin maaşlarından vergi kesilsin talimatı almışlardı.
Peki, bizdeki durum nedir?
Hafızalarımızı tazeleyelim.
Dünya Ekonomik Forumu, bölüm 1
Dünya Ekonomik Forumu ile FTÖ çetesinin ilişkisi var mı dersiniz?
Videonun 2. kısmına bulacaksınız, önce bunu okuyun.
Yandaş kanalın haber verişine dikkat ediniz.
Türk halkını nasıl becereceklerinin haberini, Erdoğan'ın deyimiyle "Hazmettire hazmettire" nasıl sunuyorlar izleyin..
Oysa bakan daha dün, emeklilik yaşında artış olmayacak demişti.
Bunların işi bu, efendileri ne derse emir sayarlar. Anımsarsanız bir arada emeklilerin maaşlarından vergi kesilsin talimatı almışlardı.
Peki bizdeki durum nedir?
Hafızalarımızı tazeleyelim.
Emekli Olacak Herkesi Bekleyen Büyük Tehlike.
Türkiye'de
çalışanların yüzde 53'ü emekli olduktan sonra parasız kalmaktan, yüzde
45'i ise sadece günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmekten endişe duyuyor.
20 Ocak 2015/haberler.com
Emeklilik,
Türkiye'de özellikle düzenli gelir olması nedeniyle istenen ama bu
gelirin genel anlamda yetersizliği nedeniyle korkulan bir kavram. İşte
bu kapsamda, HSBC tarafından dün yayınlanan "Emekliliğin Geleceği
Raporu", dünyadaki örnekleriyle karşılaştırmalı olarak dikkat çekici
sonuçlar ortaya koyuyor:
GELİR YETERLİ ARTMIYOR
*Türkiye'de çalışanların yüzde 54'ü çalışmayı bıraktıktan sonra rahat bir yaşam sürdürebileceği konusunda kaygılı.
*Yine
yüzde 53'ü parasız kalmaktan, yüzde 45'i ise yalnızca günlük
ihtiyaçlarını karşılayacak kadar kaynağa sahip olmaktan endişe duyuyor.
*Henüz emekli olmayanların yüzde 59'u şu anda emeklilik için birikim yapmıyor veya birikim yapmayı düşünmüyor.
*Çalışma çağında olan kişilerin yüzde 39'u, gelirlerinin yaşam maliyetleriyle aynı düzeyde ilerlemediğini belirtiyor.
YÜZDE 75'İ HAZIRLIKSIZ
*Emekli
olanlar arasında rahat bir emeklilik için yeterli hazırlık
yapmayanların yüzde 75'i hazırlıklarının yetersizliğini emekli olduktan
sonra fark ettiğini belirtiyor.
18 YIL AÇIKTA KALIYOR
*Eski yasal düzenlemeye tabi olanların tam emeklilik yaşı ortalaması 49, beklenen yaşam süresi ortalama ise 75.
*Buna göre Türkiye'de ortalama emeklilik dönemi 26 yıl. Bu sürenin dünya ortalaması ise 18 yıl.
*Ancak araştırmaya katılanlar, emeklilik yatırımlarının emekli olduktan sonra ortalama 8 yıl yeteceğini düşünüyor.
*Bu durum Türkiye'deki emekliler için 18 yıllık bir gelir boşluğu anlamına geliyor. Dünya ortalaması ise 7 yıl.
***
Büyük patronlar emeklilik yaşının 70’e çıkmasını istiyor
28 Mayıs 2017/evrensel.net
Dünya
Ekonomik Forumu'nda bir araya gelen dünyanın en zengin patronları ve
siyasetçiler emeklilik yaşının 70’e çıkarılması istedi.
Dünya
Ekonomik Forumu, kapitalizmin krizlerine çözümü daha uzun sömürüde
buldu! Yayınlanan raporda “krizi önlemek için” emeklilik yaşının 70’e
çıkarılması önerildi.
KAPİTALİZMİ KURTARMAK İÇİN DAHA ÇOK SÖMÜRÜ!
Dünyanın
en zengin patronları ve onların hizmetindeki siyasetçileri,
kapitalizmin sorunlarına çözüm bulmak üzere her yıl buluşturan Dünya
Ekonomik Forumu (WEF), son raporunda emeklilik yaşının yükseltilmesini
istedi. Raporda, “Ekonomik sistem üzerindeki baskının azaltılması için
gelişmiş ülkelerde emeklilik yaşının 70’e çıkarılması” çağrısı yapıldı.
BBC’nin
haberine göre kuruluşun raporunda, bugün doğanların ortalama yaşam
beklentisinin 100’e çıkacağı ve 2050’ye kadar 65 yaşın üstündeki
insanların sayısının üçe katlanarak 2.1 milyara ulaşacağı belirtildi.
Dünyanın en büyük emeklilik sistemlerine sahip altı ülkesi; ABD,
Japonya, Avustralya, Kanada, Hollanda ve İngiltere ile dünyanın en çok
nüfusa sahip ülkeleri Çin ve Hindistan’ın incelendiği raporda,
insanların daha uzun süre çalışmaması ve daha fazla tasarruf yapılmaması
halinde, büyük bir krizin yaşanacağı uyarısı yapıldı.
EMEKLİ MAAŞLARINA GÖZ DİKTİLER
Rapora göre söz konusu sekiz ülkede emeklilik sistemindeki açık 2050’ye kadar 70 trilyon dolardan 400 trilyon dolara çıkacak.
Bu süre içinde emekli başına düşen çalışan sayısı da yarı yarıya azalarak dörde düşecek.
WEF’in
finansal ve altyapı sistemleri sorumlusu Michael Drexler, ortalama
yaşam beklentisinin artmasını küresel ısınmaya benzetti, “Ya şimdi
harekete geçeceğiz ya da gelecek nesillerin, çocuklarımızın ve
torunlarımızın üzerinde oluşacak dayanılmaz baskıyı kabul etmek zorunda
kalacağız” dedi.
İngiltere’de emeklilik yaşının gelecek yıl 65’e, 2046’ya kadar da 68’e çıkarılması planlanıyor.
Fethullah Gülen'li Türkiye raporu.
22.01.2008 hurhaber.com
Dünya
Ekonomik Forumu tarafından hazırlatılan ve Davos'ta tartışılacak olan
“İslam ve Batı: Diyalogun Durumu 2008” raporu açıklandı.
Ekonomik
Forumu Davos toplantıları için hazırlanan bir raporda “Gallup
Müslüman-Batı Diyaloğu Endeksi” yer aldı. Çeşitli sorulara verilen
yanıtların birleştirilmesiyle elde edilen ve ülkelerin doğu-batı
diyaloğu için duydukları iyimserliği sıralayan endekste “AB aday üyesi”
Türkiye son sıralarda, batıyla sık sık çatışan İran’ın da bir hayli
gerisinde yer aldı.
ÇATIŞMADAN SAKINILABİLİR AMA KÖTÜMSERLİK DE VAR
Dünya
Ekonomik Forumu Batı-İslam Diyaloğu Topluluğu tarafından hazırlanan
“İslam ve Batı: Diyalogun Durumu Üzerine Yıllık Rapor” başlıklı rapor 23
Ocak’ta başlayacak Davos toplantılarında tartışılacak. Raporun kendi
türündeki ilk yayın olduğu, Müslüman ve Batı toplumlarının algılama ve
birbirleriyle siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel düzeylerdeki
ilişkilerine ilişkin sistematik ve dikkatli bir inceleme içerdiği
belirtildi. Raporun sonucu, “Dünyada nüfusun çoğunluğu Batı ve Müslüman
dünya arasındaki şiddet içeren çatışmadan sakınılabileceğine inanıyor
fakat aynı zamanda ilişkilerin durumu konusunda büyük bir kötümserliği
de paylaşıyorlar” şeklinde özetlendi.
157 sayfalık raporu hazırlayan
komitenin başkanlığını Washington’daki Georgetown Üniversite’sinden John
J. DeGioia yaptı. Rapora, Gallup, Barış ve Ekonomik İşbirliği İçin Orta
Doğu Merkezi, Prens Hüsam bin Suud bin Abdülaziz el Suud ve Suudi
Arabistan kökenli Xenel Group katkıda bulundu.
Rapor Gallup’un 21
İslam ve Batı ülkesinde, biner kişiye 2007 yılı içinde sorulan anket
sorularının yanıtları ile Media Tenor firmasının görsel-yazılı basın
analizleri ve diğer araştırmalara dayandırıldı.
ENDEKS
Raporda
her ülkede değişik sorulara verilen yanıtlara göre hazırlanan “Gallup
Müslüman-Batı Diyalog Endeksi” de yer aldı. Endeks 100 puan alan ülkenin
Müslüman-Batı diyaloğu açısından “en iyimser” ülke olacağı varsayımıyla
düzenlendi. Hiçbir ülkenin 100 puan elde etmediği endekste saptanan
ortalama 37 rakamı, geçen yıl Müslüman-Batı diyaloğunun düzeyini
belirledi.
21 ülkede diyaloğun durumunu ölçen endeks şöyle:
“Bangladeş 50
Suudi Arabistan 46
Hollanda 44
Kanada 44
Singapur 43
İran 43
İsrail 42
Belçika 42
Endonezya 40
ABD 40
Filistin Toprakları 39
Mısır 39
Malezya 39
İsveç 38
İtalya 37
Danimarka 37
Türkiye 36
İspanya 33
Pakistan 30
Brezilya 26
Rusya 25.”
Endeksle
ilgili açıklamada Müslüman-Batı diyaloğunun gidişi ve sonuçları
konusunda iyimser olmayan son üç ülke Pakistan, Brezilya ve Rusya’dan
alınan anket karşılıklarının çok sayıda “Bilmiyorum” yanıtı içerdiği
kaydedildi.
FETHULLAH GÜLEN ÖRNEĞİ
Davos’ta
tartışılacak raporda, diyalog bağlamında Fethullah Gülen’in girişimiyle
dünyanın çeşitli yerlerinde açılan okullardan da söz edildi:
“Batı
ülkelerinde yaşayan Müslümanların yoksul ülkelerde yatırım ya da
hayırseverlik anlamındaki angajmanları önemli ölçüde büyümektedir.
Lübnan ya da Filistin cemaatleri gibi, Güney Asya ve İsmailiye
cemaatleri önde gelmekte ve aktif durumdadır. "Diaspora" topluluklarının
kompleks ve muhtelif rollerini gösteren küçük bir resim, son iki yılda
ABD’de Ticani organizasyonlarının ortaya çıkmasıdır. Bu organizasyonlar
Batı Afrikalı topluluklarla, daha klasik sosyal güvenlik ağı
fonksiyonlarının yanında, eğitimden mikrofinansa büyük çaplı programlara
desteklerle güçlü bağlar oluşturmaktadır.
Türk Diaspora grupları
sadece Türkiye’ye değil, örneğin Orta Asya ülkelerine de hizmet eden
köklü ve büyüyen programlara sahiptir. Türkiye kökenli Fethullah Gülen
hareketi, okul ağını önemli ölçüde büyütmüş ve şu anda 100 kadar ülkede
çalışmaktadır.”
Raporun “Eğitim ve Kültürlerarası Anlayış” ana başlığı altındaki “Eğitim Reformu” bölümünde de dünya üniversitelerinde diyaloğa yönelik yapılan çalışmalardan örnek verildi. Bu bölümde “Üniversite düzeyinde dini ve kültürel öğretim programında daha fazla mekân oluşturulmakta, bu özellikle İslam ile ilgili olmaktadır. Arapça kurslardaki hızlı büyüme özellikle göze çarpmaktadır. Bu kısmen reel dünyadaki gelişmelere bir karşılıktır. Öğrenciler mezuniyetleri sonrasında onlara hizmet edecek olan bilgi ve yetenekleri edinme konusunda isteklidir. Ancak bu eğilim hayırseverlikle de desteklenmektedir. Örneğin 2006"da Prens Elvelid bin Talal bin Abdülaziz El Suud, Harvard ve Georgetown üniversitelerine, İslam ve diğer dinler arası ve kültürler arası karşılıklı anlayışa yönelik araştırmaları desteklemek amacıyla oldukça yüksek bağışlar yapmıştır. Diğer bir örnek 2007"de Avustralya Katolik Üniversite’sinde Fethullah Gülen Kürsüsü kurulmasıydı. Kürsü Müslüman-Katolik diyaloğunu Avustralya ve Asya-Pasifik bölgesinde büyütme ve yerel diyalog girişimlerinin yanında, üniversitenin uluslararası diyalog için Asya-Pasifik Merkezi çalışmalarını desteklemektedir.”
MALEZYA ESKİ BAŞBAKANI İBRAHİM: AVRUPA’DA TÜRKİYE’YE TEPKİ BÖLÜNMÜŞLÜK KANITI
Raporda
yer alan “İslam ve Batı: Büyük Ayrılık Masalı” başlıklı makalesinde ise
eski Malezya Başbakanı Enver İbrahim, “biz ve onlar” düşüncesinin
varlığını koruduğunu savundu. İbrahim, karikatür krizi, Papa’nın Hz.
Muhammed hakkındaki sözleri ve batı Avrupa’da Türkiye’nin AB’ye girişine
karşı duruşun, bölünmüşlüğün her zamankinden fazla olduğuna işaret
ettiğini öne sürdü. Raporda Türkiye’yle ilgili saptamalara şöyle devam
edildi:
“-Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 2006 Mart’ında
Müslümanlara yönelik saldırılar için "Bir uygarlıklar ittifakı
oluşturmaya çalıştığımız sırada, çatışma kültürüne hizmet ediyor"
demişti.
-Üniversiteler ve araştırma kurumları Müslüman dünya-Batı
konularında tartışma ve diyalog için henüz fazla kaynak ortaya koymuş
değiller. Çeşitli disiplinlerden bilginler dini çoğulculuk ve farklı
dönemlerde barışçı etkileşimin dinamiklerini araştırıyorlar. Örneğin
Müslüman İspanya'nın çok dinli deneyimini, Osmanlı Türkiye’si ve
Rönesans Hollanda’sını.”
TÜRKLERİN YÜZDE 13'Ü EL KAİDE’Yİ DESTEKLİYORMUŞ
Müslüman
ülkeler ve Avrupa’da ABD ve dış politikasına yönelik söz konusu
antipatinin “El Kaide’ye destek anlamına” gelmediği belirtilen raporda,
2006"da İngiltere’de yapılan Pew Küresel Davranışlar Anketi’ne göre
İngiltere’de Müslümanların sadece yüzde 12"si “Tanıdığımız Müslümanların
"çoğu/oldukça fazlası" el-Kaide’yi destekliyor” şeklinde yanıt verdi.
Benzer
oranlara İspanya ve Almanya’da da rastlandı. Rapora göre aynı düşük
rakamlar Müslüman dünyanın ortalama görüşünü temsil ediyor. Türkiye’de
yüzde 13, Ürdün’de yüzde 18 ve Mısır’da biraz daha yüksek yüzde 22
oranında el-Kaide desteği bulunuyor. Türkiye’deki oran, 10 milyon kişiye
karşılık geliyor.
KARŞILIKLI ETKİLEŞİM ÖNEMLİ DİYENLER
Rapora
göre, Orta Doğu’da, İranlıların arasında Batı ve Müslüman dünyası
arasındaki etkileşimi önemli bulanların oranı yüzde 70 oldu. İran’ı
yüzde 64 oranıyla Türkler izledi. ABD müdahalelerinde ve ABD
yaptırımlardaki iyileşmeler, İranlılar için Batıyla daha iyi ilişkiler
kurmak açısından öncelik taşıyor. Türkiye’nin AB’ye üyelik girişimi
kadar Avrupa’yla coğrafi ve ekonomik bağlarının da iki dünya arasındaki
ilişkileri iyileştirdiği kaydedildi.
2005’te yapılan bir ankette,
batının İslam’la ilişkilerini iyileştirmesi için ne yapması gerektiği
yönünde sorulan soruya, Türkiye ve Suudi Arabistan dâhil birçok değişik
ülkeden en fazla verilen yanıtın “İslam’a daha büyük saygı gösterilmesi
ve Müslümanları aşağılamanın bırakılması” ortak yanıtının geldiği
belirtilen raporda Türkiye’yle ilgili şu saptamalar yer aldı:
“-Gallup
Müslüman-Batı Diyalogu Endeksi birçok Müslüman ülke halkının Batı
dünyasının Müslüman dünyaya saygısının yetersiz olduğuna inandığını
gösterdi. Filistinliler yüzde 84, Mısırlılar yüzde 80 gibi yüksek
oranda, Türkler yüzde 68, Suudi Arabistan’da yaşayanlar yüzde 67 ve
İranlılar yüzde 62 gibi daha düşük oranda bu kanaate sahip bulunuyor.
Rakamlar bu saygı görmeme duygusunun Batıyla çok farklı ekonomik, siyasi
ve jeostratejik ilişkileri olan ülkelerde görüldüğünü sergiliyor.
-İran,
ABD’yle nükleer üretim ve Irak’taki rolü gibi konularda son derece
uzlaşmazlık içindeyken, ankete yanıt veren İranlılar, AB’ye katılmak ve
Batı’ya daha fazla yakınlaşmak için gayret eden Türkiye’dekilere göre
(Müslüman dünyaya) daha az saygısızlık hissetmektedirler.
-Danimarka,
ABD, İsveç, Kanada, İsrail ve Hollanda’da Batı’nın Müslüman dünyaya
saygı gösterdiğine inananların oranı yüzde 40’lar düzeyinde.
-"Müslüman
dünya Batı dünyasına saygı duyuyor" tezine Endonezyalıların yüzde 65’i,
Suudi Arabistan vatandaşlarının yüzde 72’si, Filistin’dekilerin yüzde
69"u ve Mısırlıların yüzde 62’si inanıyor. Türklerin ise sadece yüzde
45’i "Müslümanlar Batı’ya saygı gösteriyor" görüşünü savunuyor. Türkiye
yarısından azı bu görüşü savunan tek ülke. İranlıların da diğer ülkelere
düşük bir bölümü yüzde 52’si "Müslümanlar Batıya saygı gösteriyor"
görüşünde.
-Son anketlerden birine göre Avrupalıların sadece yüzde
21’i Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyor. Nicolas Sarkozy’nin
Fransa’daki başarılı başkanlık kampanyası, Türkiye’nin AB üyeliğine
güçlü bir muhalefeti içermişti. 2006"da yapılan bir ankette Almanların
Türkiye’nin AB üyeliğine karşı durmalarındaki en büyük gerekçe,
"Avrupa’da İslam’ın giderek büyümesinden duyulan korku" gösterilmişti.”
Rapora
göre ABD’de vatandaşların yüzde 70’i, Kanada’da yüzde 72’si, İsrail’de
yüzde 56’sı İslam dünyasıyla daha büyük bir etkileşimin yararlı
olacağını savunuyor. Raporda bu sonucun aksi beklenti içinde bulunanları
şaşırttığına da değinildi. Suudi Arabistan, Mısır, Filistin, Malezya,
Türkiye ve İran halkları da daha büyük etkileşimin tehditten daha çok
yarar sağlayacağına inanıyor.
İHSANOĞLU, BUSH VE MERKEL’İN ORTAK YÖNÜ
Raporun
“Diplomasi ve Kamuoyu” başlıklı bölümünde, İslam Konferansı Teşkilatı
Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, ABD Başkanı George Bush
ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’in çeşitli konuşmalarından alıntılar
yapılarak şu ortak yönleri üzerinde duruldu:
“İhsanoğlu, Bush ve
Merkel şu anda Orta Doğu’da ve Müslüman dünyada Batıya karşı olan
düşmanlık beslendiğini kabul ediyorlar. Hepsi de bu düşmanlığı temelde
kültürel ya da dini farklılıklara bağlamıyorlar. Nedenini, sorumluluğu
farklı farklı tanımlasalar bile savaş deneyimi yaşamaya, baskı ve
eşitsizliğe bağlıyorlar.”
2001-2005 yıllarında Müslüman ülkelerde ABD
karşıtlığının arttığını, karşıtların oranının Suudi Arabistan’da yüzde
64’ten yüzde 67’ye, Türkiye’de yüzde 33’ten yüzde 62’ye çıktığı
belirtilen raporda, ABD’ye karşı benzer görüşlerin Fransa, Almanya ve
İngiltere’de de görüldüğü, Müslüman ülkeler ve Avrupa ülkelerinde
tepkinin Amerikan toplumu ya da kültürüne karşı olmadığı, bu alanda
ABD’nin imajının ağırlıklı ölçüde olumlu bulunduğu belirtildi.
İLİŞKİLERİN İYİ GİTMEDİĞİ KANISI VAR
Rapora göre dünyada Müslüman ve Batı kesimlerinin çok iyi geçinemediği konusunda bir konsensus var. Bu algı en fazla, son beş yılda tümü büyük askeri ya da kültürel sorunlarla yüz yüze kalan ABD’de (yüzde 88), Danimarka’da (yüzde 85), İsrail’de (yüzde 83) ve Filistinlilerde (yüzde 83) yaygın durumda. Mısırlıların yüzde 75’i, Türklerin yüzde 71’i Müslüman dünya ve Batı dünyasının bugün birbirleriyle iyi geçinemedikleri kanısında.
Batıyla iyi geçinilemediği konusunda Suudi Arabistanlılar (yüzde 48), Bangladeşliler (yüzde 37) ve Pakistanlılar (yüzde 26) arasında daha az bir kötümserlik var. Bu ülkelerdeki kişilerin büyük bölümünün yanıt vermediği de kaydedildi. Bu alandaki sonuçların Singapur, Rusya ve Brezilya’da da aynı şekilde olduğu belirtildi.
TÜRKİYE’NİN ALGISI ETKİLENMİŞ OLABİLİR
Kanaatleri,
uluslararası ya da askeri ittifaklara devletin verdiği taahhütlerden
çok somut siyasi konuların belirlediği belirtilen raporda, “Örneğin
Türkiye, ABD’nin yakın müttefiki ve NATO üyesidir fakat Irak’taki savaş
ve kimi Avrupalı güçlerin Türkiye’nin AB’ye üyelik girişimine sert
muhalefeti, Türklerin Batı ile Müslüman dünyanın nasıl iyi
geçineceklerine ilişkin algılarını etkilemiş olabilir” denildi.
RAPORUN DİĞER BÖLÜMLERİ
-Mısırlılar, Türkler ve Filistinlilerin çoğunluğu Batı ve Müslüman dünya arasındaki ilişkilerin giderek kötüleştiğine inanıyor.
-Türkler,
Türkiye’yi "Müslüman dünya" olarak adlandırılan kesimin dışında görüyor
olabilir. 2005 yılında Türk vatandaşlarına "Müslüman dünyada" en az
takdir ettikleri sorulduğunda, "kadınların araba kullanamaması" gibi
yanıtlar verilmişti, burada özellikle Suudi Arabistan’dan söz edilmiş,
Türkiye kastedilmemişti.
Müslümanların beyinlerine nasıl tecavüz edildi, nasıl iktidar oldular, iş birlikçileri, efendileriyle anlaşmaları gereği beyinlerinizdeki yıkım izlerini görsel olarak özetliyorum.
Size gizlice tapındırdıkları sizin sandığınız din değil, onlar uçkur tanrılarına methiyeler düzenlerken Kur'an önce 1972-74 arası daha sonra 1982-1990 arası teviller yoluyla değiştirilmiş olup beyinlerinize tecavüz aracı olarak kullanılmıştır.
Tıpkı ABD ve emperyalizmin gizli bayrağı TÜRBAN gibi...
Şimdi tapındırıldığınız neymiş, nasıl kör edilmişsiniz yavaş yavaş, Erdoğan'ın dediği gibi hazmettire hazmettire size sunulanlara bakalım...
Hazmettireceklerini kendisi söylüyor, ben uydurmuyorum.
Müslümanlar tecavüzü nasıl hazmetti?
Sizlere Tecvidli Kur'an dayatanlar aslında Tecvidli Tevrat okuyucularıdır.
Tıpkı Camilerde Ortodoks İslam'ı yaşadığımız gibi.
Kürdistan tamam, sırada Çerkeşler var.
TBMM'yi boş takip etmeyin, gelecekte kaç parçaya bölüneceğinizi sizlere kürsüden alıştıra alıştıra, (RTE'nin ifadesiyle, hazmettire hazmettire) söylüyorlar. Siz yeter ki uyuyun ve bu TBMM'ya oy vermeye devam edin, günde 5 vakit, anlamını bilmeden okuyup durun. Peki kaç yıldır TBMM kürsüsünden millete meydan okumuşlar merak mı ettiniz?
Aşağıda bazılarını veriyorum.
TBMM Genel Kurulu toplandı.
23 Mayıs 2017
Genel Kurulda gündem dışı söz alan AK Parti Kayseri Milletvekili Hülya Nergis, Çerkes sürgünü konusundaki konuşmasında, 153 yıl önce yaşanan bu olayın insanlık tarihine kara bir leke olarak geçtiğini, Çerkeslerin yüzde 80'inin anayurtlarından çıkarıldığını anımsattı.
CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm, görevlerine son verilen kamu görevlilerine ilişkin konuşmasında, OHAL kapsamında adaletin, demokrasinin ve insan haklarının göz ardı edildiğini savundu. Hak aramanın suç sayıldığını ve hakkını arayanların FETÖ'cü olmakla suçlandığını ileri süren Tüm, 120 bin kamu görevlisinin işten atıldığını söyledi.
TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, yapılan üç oylamada da karar yeter sayısı bulunamayınca birleşimi yarın saat 14.00'te toplanmak üzere kapattı. TBMM
Halkın Emek Partisi tarafından 21.3.1991 tarihinde İstanbul'da düzenlenen "Nevroz Şenlikleri" ndeki konuşması.
Hep barışa, hep demokrasiye, hep özgürlüğe ilerlerken, Nevroz ateşiyle tutuşan (anlaşılamamış) özgürlük şölenlerinde burada olmayan yetkililere Çankaya'da oturana ve Ankara'da oturanlara bu Nevroz’ da yapılan baskıların öldürülenlerin işkence görülenlerin hesabı sorulmalıdır.
Selam olsun insanlık onuru, işkenceyi yenecek diyen gençlere, selam olsun, selam olsun işçiye, emekçiye, selam olsun sömürü baskı, zulme karşı duranlara, selam olsun.
Öneri: 22 Mayıs 2013 tarihinde Iğdır Milletvekili Grup Başkan Vekili Pervin Buldan tarafından verilen (3414 sıra no.lu), "Çerkes halkının yaşadığı sorunların araştırılması" amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 26/3/2015 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.
Değerli milletvekilleri, Ürdün'e, Suriye'ye, Mısır'a, Filistin'e, Lübnan'a, Balkanlara dağılan Çerkezler, tarihin büyük acılar çekmiş halklarından biridir. Nitekim bu halk topraklarını terke zorlanırken sadece toprağını, evini barkını değil, dilini, inancını, kültürünü de terke zorlanmış oluyor çünkü halkın sürgün edildiği topraklar, sürgün halkını ancak kendine benzemesi hâlinde kabulleneceğini, bu vesileyle de dilini, kültürünü, inancını dayatıyor. TBMM
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ Hakkında Gensoru açılıp açılmaması hakkında.
19 Mayıs 1919 Karadeniz (Pontos) Rumlarının soykırım simgesidir!
Türk ve Sünni Müslüman olmayan halkların kanları üzerinde yükselen Türkiye Cumhuriyeti soykırımcı, katliamcı tarihiyle yüzleşmeden bir milim olsun demokratikleşemeyecektir. Tuncay Yılmaz
Ermeni Soykırımı
Ermeni Soykırımı son yıllarda biraz daha yüksek sesle konuşulmaya başlansa da, 1914-21 arasında Karadeniz’deki Pontos Rumlarının uğradığı soykırım neredeyse hiç konuşulmuyor. Konuyla ilgili önemli çalışmaları bulunan Tamer Çilingir’in ‘Pontos Gerçeği: 1914-21 arasında Karadeniz’de yaşananlar’ başlıklı kitabı Belge Yayınevi tarafından yayınlandı. Çilingir’le, ‘Pontos Gerçeği’ni konuştuk. Rupen Varjabedyan
SİGARA VE 19 MAYIS YASAĞININ GİZLEDİKLERİ
SİGARA yasağı, 19 MAYIS Sözde Pontus Soykırımı.
AKP, Kürdistan nüfusu oluşturmak için, kanser hastalarına ilaç vermeyi yasakladı.
Alman komedyen Böhmermann'ın, "Erdoğan Şiiri" Türkçesi
İmralı'nın kapısı hangi hesaplara aralanıyor?
Erdoğan seçim sürecinde “Öcalan” kartını devreye mi sokuyor?
"İmralı'nın tutumu ile Kandil'in tavrı çelişiyor"
Barzani'nin Kürdistan ilanına, bir adım kaldı. PKK gidecek Kürdistan gelecek.
Erdoğan, yargının 2018 papatya falına baktı, tüm Fettoşçulara, PKK’ya af çıktı.
TC Devleti, PKK'nın insafına terk ediliyor.
Yalaka muhalefet, Murat Kurum'un yanında “PKK toplantılarına katılan Bakan'ın ne işi var” sorsana.
AKP+MHP+DEM Bermuda Şeytan üçgeni.
Prof. Laçiner: Türkiye, Irak ve Suriye’nin bölünmesine hazır olmalı




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder